Kırıklar

Dıştan veya içten etki eden kuvvetlerle kemik dokusunda oluşan ayrılmaya veya bu sebeplerle kemiğin anatomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulmasına “Kırık” denir. Kemikteki kırılma etki eden kuvvetlerin derecesine ve kemiğin şoku abzorbe edebilme yeteneğine göre ufak bir çatlaktan (Fissür), bir veya bir çok kemiğin kırılmasına ; hatta komşu eklemlerde çıkık eşlik etmesine (Kırıklı-çıkık) kadar değişiklik gösterebilir. Kırığı oluşturan kuvvet sadece kemiği kırmayıp , beraberinde kemiğin etrafındaki deri, kaslar , tendonlar , ligamentler, damarlar, sinirler  ve komşuluğundaki organları da yaralayabilir.

Kırığı oluşturan sebepler ile kırık lokalizasyonları yaşlara göre farklılıklar gösterir. Yeni doğan döneminde doğum travmaları, çocuklarda düşme, dövülme ve trafik kazaları, gençlerde spor ve trafik kazaları, orta yaşlarda trafik ve iş kazaları ve ileri yaşlarda düşmeler ve tümöral olaylar kırık yapan başlıca nedenlerdir. Yeni doğanlarda doğum travmasına bağlı olarak en çok klavikula, femur cismi , humerus kırılır. Çocuklarda humerus suprakondiler kırıkları başta olmak üzere dirsek çevresi ve önkol kemikleri ile femur cismi en çok kırılır. Genç ve orta yaşlarda tibia, femur ve radius distali en çok kırılan bölgelerdendir. İleri yaşlarda femur boynu, trokanterik bölge, humerus proksimali ve radius distali en çok kırık görülen bölgelerdendir.



KIRIK TURLERI

Kapalı ve açık kırıklar arasında ayrım yapmak büyük önem taşır. Açık kırıkta deri ile derialtındaki yumuşak dokuların bütünlüğü bozulmuştur ve kırık hattı, dış ortam ile ilişkidedir. Kemik dokusunun iltihaba karşı direnci daha düşük olduğundan, açık kırıklarda kemik iltihabı tehlikesi çok yüksektir. Kapalı kırıkta ise kırığı kaplayan ve dış ortamdan ayıran dokuların bütünlüğü bozulmamıştır. Her iki kırık türünde de sinirlerde, kan ve lenf damarlarında ve çevredeki yumuşak dokularda çeşitli derecelerde lezyonlar oluşabilir. Kırıklar her zaman kolay fark edilmez. Ama hastanın yanlış taşınması bazen çok ağır zararlar getirdiğinden, tanıda hata payını en aza indirmek gerekir. Bir kınğı yok saymak ise yanlış tanımlamaktan daha tehlikelidir. Örneğin, bir omur kırığı fark edilmez ya da kırık kuşkusu önemsenmezse, hastanın dikkatsiz ve yanlış taşınması omurilikte hasara, sonuçta da felce neden olabilir.
Tam kırıklarda belirtiler çoğu zaman dikkat çekicidir. Bunlar, kırık bölgesinde ağrı ve acı, şişlik, anormal hareketlilik, kemik gıcırtısı gibi ayırt edici sesler, biçim bozukluğu ve işlev kaybı ya da zayıflığıdır.
 

Kırık Çeşitleri; Kırığı tanımada genel ölçütler ve kırık karşısında davranışın temel kuralları önceki maddede açıklanmıştır. Bu maddede ise kırıklarda uygulanacak önlemler yer almaktadır.

KOL KIRIKLARI

Kol kırığı söz konusu olduğunda, dirseğin altında kalan bölümü (önkol) göğüs üzerine kıvrıp bir eşarp ile bağlamak, üst bölümü ise gövdeye doğru, önden ve arkadan birer tahta parçası (ya da katlanarak sertleştirilmiş gazete, dergi vb) arasına alarak sabitleştirip gövdeye bağlamak gerekir. Özellikle çocuklarda sık rastlanan dirsek kırıklarında, koltukaltından parmaklara kadar kolun tümü, tahta parçaları yardımıyla bulunduğu konumda sıkmadan sabitleştirilmelidir. Bilek ve önkol kırıklarını da, kumaşa sarılmış sopalarla sıkmadan hemen sabitleştirmek, elin ayasını aşağı doğru tutarak hastayı bir an önce hastaneye götürmek gerekir. Köprücük kemiği kırığında önkol gövdeye doğru kıvrılır ve boynun arkasından bağlanan üçgen biçimli bir bezle buraya tutturulur. Önkol ile göğsün arasına yumuşak bir madde konur. Kırık bulunan kol, sağlıklı kolun koltukaltından bağlanan bir şeritle sabitleştirilir.
BACAK KIRIKLARI

Uyluk kemiği kırığı söz konusu olduğunda, omuzdan ayaklara kadar uzanabilen ve yaklaşık 15 cm genişliğinde bir tahta parçası bulmak gerekir. Tahta parçası, teması yumuşatmak amacıyla bir çarşaf, örtti ya da benzeri bir kumaşla kaplanır. Daha sonra hastanın altına hasar görmüş tarafa yerleştirilip şeritlerle sıkmadan bağlanır; böylece tüm bacak, kalça kemiği ve omurilik sabitleştirilir. Uygun bir tahta bulunamayan durumlarda, hastanın bacakları arasına kıvrılmış bir çarşaf yerleştirilir. Kalçadan ayak bileklerine kadar iki bacak, birbirine şeritlerle (kravat, havlu vb) bağlanır. Dizkapağı kırığında, bacağı kalçadan ayağa kadar olanak varsa kumaşa sanlmış bir tahta parçası ya da sert bir destekle sabitleştirmelidir. Dizden ayağa kadar olan bacak kırıklarında da bacağı kalçadan ayak ucuna uzanan iki tahta parçası arasında sabitleştirmek gerekir. Bu arada bir elle ayağın ucunu. öbürüyle de topuğu tutup yavaşça çekerek bacağı düzeltmek yararlı olur. Ayak kemiği ya da parmaklannda kınk olduğunda ayakkabı çıkarılmalı, aşırı ağrı ya da başka bir nedenle çıkanlamıyorsa kesilmelidir. Daha sonra kalın kompresler uygulanır ve ayak, sıkılmadan bağlanır.Böylece kırık görece hareketsiz hale getirildikten sonra hasta en yakın hastaneye götürülür.

YÜZ KEMİKLERINDEKİ KIRIKLAR

Yüzdeki kırıkların en yaygın nedeni trafik kazalarıdır. En çok çeşitli travmalar sonucu oluşabilen burun kırıklarına rastlanır. Çoğu kez burun kırığı fark edilmez. Özellikle çocuklarda, travma sonrası uygun biçimde tedavi edilmeyen kırık bir burnun, bozuk biçimde iyileşerek, estetik sorunların yanı sıra hava geçişinde zorluklar yaratabileceği unutulmamalıdır. Böyle biçim bozukluklarının yetişkin yaşta cerrahi yolla onarılması güçtür.
Altçene kırığına özellikle trafik kazalarında ve sporcularda oldukça sık rastlanır. Bu kemikteki kırıklar, oluşan biçim bozukluğundan ötürü kolay fark edilir. Ama bazen kemik uçlarındaki oynama çok hafif olduğundan kırık anlaşılamayabilir.Hastanın ağzını kapatamaması ve tükürüğün kanla kanşık olması altçene kınğının belirtilerindendir. Altçenenin tüm hareketleri acı verir. Çoğunlukla dişlerde de kınlma vardır.Bu durumda yapılacak ilkyardım çeneyi hafifçe kaldırarak ağzı üst ve alt dişler iç içe oturana değin kapatmaktır. Daha sonra çene, iki şeritle başın üstünden ve enseden bağlanarak sabitleştirilir.Hastada kusma varsa, bağı çözmek gerekecektir. Çene nazikçe desteklenerek kusma bitinceye değin baş bir yana çevrilir.

OMURGA KIRIKLARI
Omurga kırığı, ilkyardımda en çok sorun oluşturan türdür. Yanlış bir hareket, omurga içinden hareket sinirlerine ve duyulara giden sinir köklerini ya da omuriliği örseleyerek felce neden olabilir. Boyun omurlarındaki kırıklarla öteki omurga kırıklarını ayırt etmek gerekir. Boyun omurlarındaki kırıklarda hastayı hareketsiz tutmak çok önemlidir. Hastanın taşınması için en az 4 kişi gereklidir. Hastayı sedyeye ya da kumaş kaplı tahta bir levhaya (en az iki metre uzunluğunda olmalıdır) taşırken
bir kişi başı vücut doğrultusunda tutmalı, biri omuzlan, biri kalçaları, öteki de bacakları tutarak kaldırmalıdır. Bu koşullar sağlanamıyorsa, en iyisi cankurtaranı beklemektir. Olanak varsa hasta, sedyeye koyulabilecek kadar kaldırılıp sık aralıklı şeritlerle bağlanır. Başın altına hiçbir şey koyulmamalı, ama hastaneye gidene değin hareketsiz kalmasını sağlamak için kenarlarına sert ya da yarı sert nesneler (gazete, katlanmış giysiler vb) yerleştirilmelidir. Sırt ve bel kınklarında da aynı önlemler alınmalıdır. Hasta bulunduğunda sırtüstü durumdaysa, döndürmeden önce tahta levhayı uygulayarak omurgada oluşacak kıvnlmalar önlenmelidir. Bu dummda da doğm hareket etmek olanaksızsa, en iyisi cankurtaranı beklemektir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kaşıntı

Kaşıntı kaşınma arzusu uyaran bir duygudur. Kaşıntı kişiyi oldukça rahatsız edebilir. Şiddetli olduğunda uykusuzluğa, gerginliğe ve depresyona neden olabilir. Kaşıntının gerçek nedeni bilinmemektedir. Derideki sinirler etkilenerek, histamin adlı bir kimyasal salgılanınca, beyinde kaşıntı duyusunu oluşturur. Kaşıntı bazen bir cilt hastalığı ile birlikte olabilirken, bazen de bir iç hastalığının belirtisi olabilir. İç organ hastalığı bulunmayan diğer kaşıntılı hastalarda kaşıntının nedeni psikolojik olabilir.

 Kaşıntıya Neden Olan Durumlar

Sabun, çamaşır tozları ve bazı boyaların neden olduğu kaşıntılar.
- Yün veya naylon iyeceklerin neden olduğu kaşıntılar.
- Bazı kimyasal maddelerin neden olduğu kaşıntılar.
- İstiridye, yumurta, süt, çilek, soğan gibi bazı besinlerin neden olduğu kaşıntılar.
- Bazı ilaçların neden olduğu kaşıntılar.
- Şeker, karaciğer, böbrek hastalıkları veya löseminin neden olduğu kaşıntılar.
- Kurdeşen, egzama, su çiçeği, kızamık, kızıl, kızamıkçık veya deri iltihabının neden olduğu kaşıntılar.
- Mantarın neden olduğu kaşıntılar.
- Kıl kurdunun neden olduğu kaşıntılar.
- İshal veya kabızlığın neden olduğu kaşıntılar.
- Sinirlilik ve ruhi sıkıntıların neden olduğu kaşıntılar.
 

Kaşıntı Tedavisi

Doktorunuz öncelikle kaşıntının nedenini araştırır. Dikkatli bir cilt muayenesi, kan testleri, gerekirse biyopsi yapar. Eğer kaşıntı egzema veya kurdeşen denen bir cilt hastalığından kaynaklanıyorsa bu hastalıkların tedavisi kaşıntıyı giderir. Eğer hastalık bir iç hastalığından kaynaklanıyorsa kaşıntı giderici haplar ve ultraviyole tedavisi kullanılır. Kaşıntının bir çok nedeni olmasına rağmen bir çok tedavisinde temel bir kaç uygulama vardır. İlk olarak sıcak banyo ve duş yasaklanmalıdır. Hafif ve ince kıyafetler ve serin bir ortam kaşıntınıyı azaltır. Sabunlar derinizi kuruturlar, bu nedenle hassas ciltler için olan uygun sabunları kullanınız. Banyoda iyi durulanınız, sabun artığı kalmamasına dikkat ediniz. Banyodan çıktıktan 2-3 dakika içinde nemlendirici uygulayınız. Su çiçeği ve böcek ısırıklarına bağlı su kabarcıklı hastalıklarda kalamin içeren losyonlar iyi gelebilir. Kaşıntı oldukça rahatsızlık verebilen bir durum olabilmekle beraber genelde tedaviye iyi cevap verir

Bacaklarda Kaşıntı

Birçok hastalığın belirtisi olabilir.Doktorunuza başvurmanız gerekir

Kasıkta Kaşıntı

Mantar enfeksiyonu : Sık sık spor salonuna gitmekten veya başka nedenlerle ıslak kalmaktan kasıklarınız kaşınıyor. Kasığınızda kırmızı, kaşıntı yapan pul pul bir döküntü oldu. Haya bağlarınızın kaşınmasına yol açan mantar ılık, nemli ve karanlık yerlerde ürer. Kendi kendine tedavi yöntemleri ve önleyici yöntemler genellikle işe yarar.

Kasık biti : Bu tür bitler insandan insana cinsel ilişki veya bitlenmiş tuvalet, yatak çarşafı ya da havludan geçer. Kasık biti küçük pullar veya kepek gibi görünür.

Uyuz : Küçük, çok kaşınan kırmızı kabarcıklarınız var.

Kaşınma geceleri veya sıcak banyodan sonra artabilir.

Uyuzun nedeni cildinize yuva yapan küçük kurtlardır.

Bilekler, koltuk altları, dirsekler, ayak bilekleri, topuklar, memelerin ve cinsel organların etrafı ve kaba etler en çok etkilenen bölgelerdir. Küçücük yuvalara benzeyen izler görebilirsiniz. Kabarcıklar kurdun cildinize girmesinden iki hafta sonra ortaya çıkar. Tırnaklarınızın içine giren kurtlar ve yumurtaları kaşımayla vücudun öteki kısımlarına yayılır. Uyuz enfekte olmuş birisiyle yakın temas veya bulaşmış yatak ya da giysi kullanma yoluyla bulaşır. Hem reçeteli, hemde reçetesiz ilaçlar vardr. Belirtileri olmasa bile, bütün aile fertleri de tedavi edilmelidir.

İlacın yan etkisi : Yeni bir ilaç içmeye başladınız ve kasık bölgeniz kaşınıyor. Reçeteli ve reçetesiz bazı ilaçlar kaşıntı yapabilir. İlacı değiştirmek için doktora danışın.

Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?

Kasığınızı hafifçe yıkayın ve kurulayın. (havlu sonra kaynatılmalıdır) ya da en düşük ısıya ayarlanmış kaç kurutmak makinesiyle kurutun.

Mantara karşı reçetesiz satılan bir ilacı deneyin.

Çıplak veya bol bir şortla uyuyun.

Uyuz ve kasık biti için reçetesiz satılan %5’lik permetrin kremi kullanın. Talimatlara tümüyle uyun.

Kremi kullanmadan önce yıkanın ve hasta bölgeyi ovun. Yüzünüze değdirmeyin. Bir uygulama daha yapmanız gerekebilir. Giysiler ve yatak çarşafları sıcak suda yıkanmalıdır. Belirtileri olmasa da, bütün ev halkı tedavi edilmelidir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kan Tükürmek

 Kan tükürmek bir semptomdur.Bir çok hastalığın belirtisi olabilir.Az miktarda kan tükürmek, acil müdahale gerektirmez. Ancak ihmal de edilmemeli­dir. Bir öksürük nöbetinden sonra avuçla kan tükürmek, hasta kadar, çevresindekileri de paniğe kaptırır. Yine doktora bir telefon edip, olayın sebeplerini araştıracak çalışmaları baş­latmak yeterlidir.

Kan tükürmenin boğulmaya sebep olacak ve acil yardım gerektirecek boyutlara erme­si, çok enderdir. Akciğer tıkanması dışında Had akciğer ödemi de tehlikelidir. Özellikle bir göğüs kafesi trav­ması söz konusu ise, akciğerde bir yara açıl­mış olması ihtimali akla gelebilir.

Akciğer enfeksiyonları Antibiyotiklerin bulunmasından sonra sı­radan hastalıklar arasına giren bu tür enfek­siyonlar, zayıf kişilerde inatçı ve kesin öksü­rükle, balgamla ortaya çıkar. Bazı soluma güçlükleri de görülebilir. Enerjik ve uzun sü­reli bir antibiyotik tedavisinden sonra büyük çoğunlukla tedavi edildikleri halde, yaşlılar­da ve bazı müzmin akciğer hastalarında (müz­min bronşit, müzmin solunum yetersizliği) çok ciddi komplikasyonlara sebep olabilirler. Bazı hallerde ortaya çıkabilecek had solunum yetersizliğinin reanimasyon servisinde tedavisi gerekebilir. Yani solunum yetersizliği çekenlerde akciğer enfeksiyonları çabuk ve enerjik bir şekilde tedavi edilmelidir.

Kızamık ve grip gibi bazı virüs hastalık­ları da, akciğerlerde aşırı enfeksiyona yol aça­bilir. İhmal, kötü sonuçlar doğurabilir. Has­sas kişiler, gribe karşı aşılanmalıdır. Hasta­larda bir uyku veya koma hali, beynin oksijen sıkıntısı çektiğini veya karbo­nik gaz biriktiğini gösterir.

Solunum yetersizliği çeken kişilerde ortaya çıkacak bütün akciğer enfeksiyonları, vakit kaybetmeden, doktora görünmeyi gerektirir.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

İştahsızlık

 Tıbbi sorunlar varlığında hekimler hastalarını damar yoluyla veya sondayla besleyebilseler de normal koşullarda insanlar ağız yoluyla beslenirler. Çocuğun ağız yoluyla beslenmesinde karşılaşılan/yaşanan isteksizlik iştahsızlık olarak tanımlanabilir

 Yetikinlerde İştahsızlık

Soğuk algınlığı, mide rahatsızlıkları, bağırsak hastalıkları, karaciğer hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek veya kalp hastalıkları, kadınlarda aybaşı halleri, isteri, yorgunluk, can sıkıntısı, iştahsızlık gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Tedaviye yemekleri belirli saatlerde yemeye alışmakla başlanabilir. Üzücü ve sıkıcı olaylardan uzak durmaya çalışılır. Nedeni bulmak için doktora başvurulur.
 

Çocuklarda İştahsızlık

İştah, bir yemeğin zevkle, neşeyle  ve arzu edilerek yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için zaman kazanmaya çalışan, tabağındaki yemeği bir türlü bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; yüksek ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı güçleştiren nezle-grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları gibi bir rahatsızlık çocuğun sofrada nazlanmasına neden olur. Böyle durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen biçimde  yiyecek verirken çocuğun isteklerini de dikkate almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek yemeye zorlamanın hiçbir yararı yoktur. İştahla ilgili olarak ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey çocukların bireysel farklılıklar gösterdikleridir. Bu nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme davranışı ile kendi çocuğunuzun  yemek yemesini kıyaslamak, çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.

Neler Yapılabilir?

Bazı çocukların iştahlı bazı çocukların iştahsız olmaları pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için öncelikle organik bir rahatsızlığının olup olmadığı araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup olmadığı, duygusal bir sorunun bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları için problemli olabileceklerinin yanısıra problemli oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir

Gecikmeden doktora başvurmanız gereken durumlar:
·İştahsızlık iki haftadan uzun sürmüşse
·Halsizlik, tat duyusunda değişim ve vücudun herhangi bir yerinde ağrı varsa
·Geçici bir iştah kaybı eğer şişmansanız birkaç kilo vermek için güzel bir fırsat olabilir ama iştahsızlığınız haftalarca sürmüşse bu durumu ciddiye almak gerekir.
·Az yeme ve iştah kaybı hemen her infeksiyonun bir belirtisidir. Soğukalgınlığı ve grip virüsü bile iştahsızlıktan sorumlu olabilir. Verem, tiroid bezinin az çalışması, kalp, akciğer ve karaciğer sorunları da önemli birer iştihsazlık nedenidir. Kanserin erken uyarı işaretlerinden biri de iştahsızlık ve genellikle buna eşlik eden tad duyusu değişimleridir.
·Bazı antibiyotikler, ağrı kesiciler, dijital, diüretikler (idrar söktürücüler) iştahı azaltabilir.
·Yaşlılarda çinko azlığı dildeki tad goncalarını azaltarak yenilen yemekten tad alınmamasına ve iştahsızlığa yol açabilir.
·Depresyon bazı kişilerde iştahı keser ve zayıflamaya sebep olur. Anoreksiya neervoza gibi ağır ruhsal sorunlar da ölüme kadar gidebilen iştah azalması ve zayıflamaya yol açar.

Bebeklerde İştahsızlık

İştahsız ve yemek istemeyen bebeğin bu sorununu çözmek için öncelikle herhangi bir fiziksel rahatsızlığı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Yüksek ateş, kulak ağrısı ve diş ile ilgili problemler beraberinde iştahsızlığı getirebilir.

Bunun dışında bebek istediği zaman beslenmeli, onu besleyen kişi ile yüzyüze olmalı, beslenmeye uygun bir pozisyonda tutulmalıdır. Bebeği beslerken onunla ilgilenmeye devam edilmeli, ancak bunun bebeğin dikkatini dağıtmayacak şekilde olmasına özen gösterilmelidir. Besin bebeğin ağzına zorla verilmemelidir. Bebeğin besini almak için ağzını açmasını beklemeli, ayrıca yiyeceği gıdaya dokunmasına, hatta eliyle yemesine de izin verilmelidir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Hıçkırık

  Göğüs boşluğu ile karın boşluğu arasında "diyafram" adı veri­len geniş, yayvan ve uzun bir adale mevcuttur.

Bu adalenin irade­miz dışında kasılarak ani biten bir (spazmodik) soluk ahşına se­bep olmasına "hıçkırık" diyoruz. Soluk almamız sırasında (diyaf­ramdaki kasılmadan dolayk) ses tellerimiz kapandığından gırtlakta sert bir ses çıkar.


Nedenleri

 Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır.
Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir.
3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.

Ne Yapmalı?

Yukarıda sayılan sebeplerden uzak durunuz veya rahatsızlığı tedavi ettiriniz.

Hıçkırık duruncaya kadar ağız ve burun üzerine geçirilmiş bir kese kağıdı içinde nefes alıp veriniz.

Derin bir nefes aldıktan sonra, nefesinizi dayanabildiğiniz kadar tutunuz.

Nefes tutarken yavaşça bir yudum su içmek.

Hıçkıran bir kimseyi birdenbire korkuttuğunuz zaman, nefesini bir an için tutacağından diyafram kasılmasının önüne geçmiş olursunuz.

Bebeklerde Hıçkırık

İyi beslenen tüm bebeklerde hıçkırık olur. Mide dolunca diyafram siniri uyarılır ve hıçkırık ortaya çıkar, normal bir refleksdir. bebeğin doyduğunu gösterir. Hıçkırığın geçmesi için yutkunma işlemi yapması yeterlidir. 1 tatlı kaşığı anne sütü veya su içirilince hıçkırık geçer.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Havale

6 ay - 5 yaş arası çocuklarda görülen, merkezi sinir sistemi dışındaki bir nedenden kaynaklanan ateş sırasında ortaya çıkan nöbetlere " FEBRİL KONVÜLSİYON " denir. Bu yaş grubunda görülen epileptik nöbetlerin yaklaşık yarısını oluşturur. Prevalansı % 3 - 4 kadardır ve en sık 18 - 22 ay arasında ortaya çıkmaktadır. Erkek çocuklarda kızlardan daha fazla görülür.

        Febril konvülsiyonların etyopatogenezi halen tam açıklık kazanmamıştır. Her çocuk ateşlendiği halde neden bazıları nöbet geçirip, diğerleri geçirmez sorusu hala tam olarak cevaplanamamaktadır. Nöbet geçirenlerde beyindeki nöronal hücrelerde ateşe karşı konvülsif eşiğin düşük olduğu düşünülmektedir. Genetik yatkınlık, ateşin yükselme hızı, sıvı-elektrolit imbalansı, bakteriyel toksinler, antihistaminikler vb bazı ilaçlar predispozisyon yaratan nedenler olarak suçlanmaktadır. 5 yaşa kadar beyin olgunlaşmasının henüz tamamlanmamış, nöronlar arası ileti geçişini baskılayan ve kolaylaştıran mekanizmalar arasındaki dengenin henüz olgunlaşmamış olması kolaylaştırıcı sebeptir.


Havalenin belirtileri : Çocuk aniden sararır, bilincini kaybeder vücudu katılaşır, gözleri döner, kol ve bacaklardave yüzde sarsıntılar olur. Birkaç dakika sonra kriz biter, çocuk sesli olarak nefes alır, gevşer ve uyur. Çoğuzaman kriz, hafif bir sertleşme, birkaç sarsılma, güçsüz kalıp yere düşme, çok kısa süren bir bilinçsizlik şeklindeortaya çıkar ve havale geçirdiğini anlamak mümkün olamaz. 

Bu hafif krizlerde, gözlerin devrilmesi çocuğun bilincini kaybettiğinin kanıtıdır. Havalenin görünüşü korkuvericidir ama tehlikeli değildir. Havale geçiren bir çocuğun ateşini düşürmek gerekir. Üstündeki örtülerkaldırılmalı , 10 dakikalık bir ılık banyo yaptırılmalı, gerekirse banyo birkaç defa tekrarlanmalıdır, buz torbasıkoymak, ıslak havluya sarmak da işe yarayacak çözümler. Parasetamol veya aspirin gibi ateş düşürücüler dekullanılabilir. 

Doktor gelince eksik yapılmış bir şey varsa tamamlar, kriz atlatılmamışsa gereken ilaçları verir. Kriz geçtiktensonra, doktor çocuğu genellikle hastaneye kaldırır, çünkü bazı tahliller yapılması gerekir. 

Bu tahlillerde ateşin sebebi aranır. Çoğunlukla ateş rino farenjit veya grip gibi zararsız bir nedenden kaynaklanır ama bazen de çokciddi enfeksiyonlar sonucu ortaya çıkmış olabilir. (idrar yolu enfeksiyonu, menenjit vs)

Havale geçiren bir çocukta, bunun bir daha tekrarlanmaması için önlemler alınmalıdır. Ateşi çıktığı zaman,derhal yukarıda belirttiğimiz şekilde hareket edilmeli, ateşe karşı ilaç verilmelidir. Buna bazen Valium da ilaveedilir. (Ağızdan damla şeklinde 3 kere verilir) Doğru şekilde kullanıldığı zaman Valium tehlikesiz ve çok normalbir ilaçtır. Bu konuda doktorunuza danışabilirsiniz.

Uzun süren, şiddetli bir kriz geçiren çocuklarda , ateş çıktığı zaman alınacak tedbirler yetersiz olabilir. Doktorböyle durumlarda çocuğa 1 sene kadar sürecek bir tedavi verebilir. 

Bu 1 yaşından küçük olan ve 10-15 dakikalık krizler geçiren çocuklara veya ailesinde sara hastalığı bulunançocuklara uygulanır. 

Havale krizinin çok korkutucu olması , çocuğun hastaneye kalkmasına bile neden olması aileleri çokendişelendirir. Ama krizden sonra çocuk normal hayatına devam eder.

Ateş nedenli havalelerin sadece %4’ünde kalıcı tekrarlayıcı konvulziyonlara yani epilepsiye dönüşüm sözkonusudur. Böyle bir prognoz gösterebilecek olan ateş nedenli havalelerin ortaya çıkması için genelde şukriterler geçerlidir:

  • Ailede epilepsi bulunması
  • Daha önce geçirilmiş beyin lezyonu
  • İlk havalenin 1 yaştan önce veya 4 yaştan sonra görülmesi
  • Aynı enfeksiyon sırasında defalarca havale geçirilmesi
  • Üçten fazla havale öyküsü
  • Kalıcı EEG bulguları 

Soru: "Çocuğumun ateşi var, ne yapmalıyım?"

Yanıt: Çocuğunuzun üzerinde varsa yorganı kaldırın, kalın giysileri çıkarın. Ateşi 38'in üzerindeyse doktorunuzun önerdiği miktarda "parasetamol" şurubu içirin. İçemiyorsa fitil de kullanabilirsiniz. Ateş düşerken terleme ile sıvı kaybı meydana geldiğinden sık sık su vermeyi ihmal etmeyin. Islak iç çamaşırlarını değiştirin. Ateş 39.5'in üzerindeyse anlatılanlara ek olarak çocuğunuzu tamamen soyun, yatağına bir havlu serin, üzerine yatırın. Islak bir sünger ya da bezle alın, boyun, koltuk altları, bacak araları ve büklüm yerlerini sık sık silin. Bu iş için buzlu, kolonyalı, sirkeli değil sadece ılık su kullanın. Yarım saat içinde ateş düşmezse doktorunuzla görüşün ya da hastaneye başvurun. Hastalığın nedenine yönelik tedavi gerekliliği (antibiyotik vb) mutlaka hekim tarafından verilmesi gereken bir karardır.

Soru: "Ateşi düşürmek için ASPİRİN verebilir miyim?"

Yanıt: Aslında kesinlikle aspirin kullanmayın demek mümkün değildir. Ancak çocuğunuz "viral enfeksiyon" örneğin grip, kızamık ya da su çiçeği geçiriyorsa aspirin kullanıldığında çok nadir olarak "Reye sendromu" sorunuyla karşı karşıya kalınabilir. Reye Sendromu karaciğer hasarı ile seyreden bir hastalık tablosudur. Tek nedeni aspirin kullanımı değildir. Ama viral enfeksiyonlarda aspirin kullanılan olgularda sıklığının arttığına dair yayınlar vardır. Aniden ateşi yükselmiş bir çocukta etken viral midir değil midir diye araştırmaya çoğu kez zaman olmayacağı için aspirin yerine parasetamol kullanmak daha güvenli bir seçenek olmaktadır.

Soru: "Çocuğum havale geçirirken, ne yapmalıyım?"

Yanıt: Yaptığınız tüm müdahalelere rağmen çocuğunuz gözlerini bir noktaya dikip sizinle iletişimini kaybeder, ağzı köpürür, vücudunda kasılmalar meydana gelirse ilk yapılacak şey paniğe kapılmamaktır. Onu hemen yere yatırın, ayıltmaya çalışmayın, sağa sola koşup yalnız bırakmayın, yanında durun. Kusarsa gövdesini ve başını bir yana çevirin. Dişlerinin arasına elinizi ya da bir cismi sokuşturmaya çalışmayın, zorlamayın. Eğer kendiliğinden aralanmış ise bükülmüş bir kumaşı araya hafifçe sokabilirsiniz. Bu uygulamada amaç dilin ısırılmasını önlemektir. Tekrar ediyorum bir şey sokmak için zorlamak yok!
Havale bir kaç dakika içinde kendiliğinden duracaktır. Sabırla bekleyin (bu bekleyiş insana saatler geçiyor hissini veriyor olsa da) .. Havale geçiren çocuğu kapıp soğuk duşun altına sokmayın. Siz duş yaptırsanız da yaptırmasanız da havale duracaktır. Havale durduktan sonra doktorunuza baş vurun. O gereken tedaviyi düzenleyecektir. Eğer havale durmuyorsa vakit yitirmeden acil servisi olan bir hastaneye götürürün.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Halsizlik

Bazı kimseler, aşırı yorgunluktan, çalışamamaktan, baş ağrısından, sırt ağrılarından, hazımsızlıktan veya huzursuzluktan şikayet ederler. Bu duruma tıp dilinde debilite veya asteni denir. Şiddeti ile etkeni arasında makul bir orantı olmadığı zaman tıbbi anlam taşıyan, beden veya akıl yorulması sonucu gelişen bir yorgunluk durumudur. Bu durum birçok fizik hastalığın ortak bir semptomu dur, ama psikolojik faktörler önemli bir katkı öğesi olabilir ve bazen öncelik taşır. Aynı zamanda depresyonların ve kronik anksiete durumlarının da belirgin bir özelliğidir. Bazı kimselerde ise fizik hastalık, depresyon ya da anksiete mevcut olmasa da belirgin ve süreklidir.
 

Halsizlik Nedenleri ve Öneriler
1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler
Gürültü stres yaşatır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.
2- Kahve ve çay
6 fincandan sonrası zarar! Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.
3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar
Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.
4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır
Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.
5- Cep telefonu hipnozdan beter
20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.
6- Duş alırken
Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!
7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz
Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerekir.
8- Kola bünyeyi aside boğar
Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.
9- Gürültü de yorar
Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.
10- Flüoresan ışığı kronik esnemeye neden olur
Flüoresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.
11- Küften uzak durmalı
Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Fistül

Anüs ve rektum  bölgesinin en sık görülen ve en problemli hastalıklarından birisi de ANOREKTAL  ABSELER VE FİSTÜLLER olup sebep ve başlangıç şekli muhtelif olmakla birlikte abse ve  fistüllerde ortak noktası ; tedavisi ve kontrolu genellikle zor , zaman zaman akut hecmelerle seyreden akıntılı , kronik seyirli ve kişiyi  biyolojik , anatomik , fizyolojik ve  psikolojik olarak yoran , komplikasyonlu bir bakteriyel enfeksiyondur.

Halk arasında fistüller , kelime benzerliği sebebiyle anal fissürlerle karıştırılır . Fissür , anüsteki çatlak veya yırtıklara denir . Fistül ise anüsten birkaç santimetre uzakta , abse sonucu oluşan akıntılı deliklerdir .

Anorektal abseler genellikle gürültülü başlar ve cerrahi drenajdan hemen   sonra belirgin bir rahatlama olur ; ancak akıntı azalsa bile tamamen kesilmez ; drenaj yerinde sürekli  veya ikide bir   akıntı yapan delik şekline , yani fistüle dönüşür . Demek ki  abse ve fistül ; ayni hastalığın iki yüzüdür . Abse , anüs veya rektum civarındaki bir anatomik boşlukta cerahat toplanmasıdır . Fistül de ; bu  absenin cilde veya başka bir komşu anatomik bölgeye açılarak sürekli akması ve absenin kronikleşmesidir.

Tedavi

Tek etkili tedavi ameliyattır. Primer delik ve tüm fistül hattının tavanı açılarak bir hendek şeklinde çevrilir. Sfinkterlerin kısmi olarak bölünmesi gerekebilir. Sfinkter halkasının bir bölümü kesilirse kısmi inkontinans gelişebilir, yara iyileşmesi geciktiğinden diyare aktif ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı olduğunda fistülotomi tavsiye edilmez. Crohn hastalığı olan hastalarda semptomatik anorektal fistüllerde metronidazol ya da başka uygun antibiyotikler kullanılabilir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Fil Hastalığı

Lenf (akkan) sıvısının vücuttaki miktarının artması veya sistemik dolaşıma verilemeyip deri altına, doku aralıklarına yayılmasıyla bacaklar, kollar, kasıklar, avret mahalli, hatta yüzde aşırı şişmelere sebep olan bir hastalık.

Çeşitli sebepleri olan bu hastalığın zamanımızda en çok rastlanılanı kanser dokusunun lenf yollarını tıkaması veya ameliyatlar sırasında lenf yollarının hasara uğramasıdır. Toplardamar tıkanmaları sonucunda gelişen fil hastalığı da ameliyat sonralarında sık görülür.Tropikal bölgelerde en sık görülen sebebWuchereria bancrofti (Bancroft kurdu) denilen parazitin, lenf yollarını işgal edip tıkamasıdır.

Hücrelerin arasında bulunan sıvının dengede kalabilmesi için bu sıvının sürekli süzülerek tekrar kana karışması gereklidir. Vücutta bu görevi lenfatik sistem sağlamaktadır ve bu sistemde taşınan sıvıya da lenf sıvısı adı verilmektedir. Lenf sıvısını taşıyan lenf kanalları ve lenf düğümleri hasara uğrarsa, veya doğuştan kusurluysa lenf sıvısı vücutta birikir. Bir bölgede biriken sıvı miktarı, lenfatik sistemin taşıma kapasitesinden daha büyükse
lenfödem oluşur. Lenfödem, lenfatik sıvının hücreler arası dokuda birikerek, sıklıkla kollarda veya bacaklarda, ara sıra da gövdede şişmeye neden olmasıdır

Fil Hastalığı Belirtileri

 Kol veya bacakta dolgunluk hissi, deride gerginlik, el bileği veya ayak bileği ve parmakların hareketliliğinin azalması, giysi, bilezik, saat, yüzük, ayakkabı, çorap, gibi eşyaların dar gelmesi ve iz bırakması gibi belirtiler fil hastalığının belirtileridir.

Tedavi

fizyoterapi ve cerrahi olmak üzere iki tür tedavisinin en başarılı sonuç bu iki yöntem birlikte kullanıldığında alınıyor.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Fıtık

Bir organın, genellikle peritonun oluşturduğu bir kese içerisinde, karın duvarındaki zayıf bir bölgeden dışarıya doğru fırlamasına fıtık, tıp dilinde herni (Hernia) denir. Fıtık çok kere doğuştan var olan bir ortamda gelişir. Karın içi  basıncını arttıran bütün hastalıklarda (boğmaca, kronik öksürük, gebelik vb.), kabızlık esnasında fazla ıkınma veya ağır bir yükün kaldırılması gibi nedenlerle fıtığın meydana gelmesi olasıdır. En sık görülen fıtıklar, % 73 oranında kasık fıtığı (inguinal hernia), % 17 uyluk fıtığı (femoral hernia), % 8,5 göbek fıtığı (umbilical hernia) ve diğer fıtıklardır.

Fıtık muayenesi ayakta yapılır ve hasta öksürtülür. Böylece fıtığın dışarı çıkıp çıkmadığı anlaşılır. Çocuklarda şişlik, ağlaması sırasında ortaya çıkar ve annenin dikkatini çeker. Erkek çocuklarının torbalarının şişmesi, fıtık olasılığını ya da hidrosel, orşit gibi hastalıkları düşündürür.

 Fıtık Belirtileri
Ağır kaldırma sonucu oluşan kasık fıtığı, ansızın ortaya çıkar. Hasta kasığında birden bir gevşeme, sonra da ağrı hisseder. Olay kısa sürer ve hasta, kasığındaki çıkıntıyı fark eder. Çıkıntı genelilkle yumuşaktır, öksürdükçe şişer ve yatınca bütünüyle yok olur. Fıtık çok büyürse erbezleri torbasına da inebilir. Bu fıtıklar belirti vermeden önce çok büyük boyutlara ulaşabilirler. Sürekli olarak ağır kaldırmayı geektiren işlerde ise hem rahatsızlık verir hem de çalışmayı aksatırlar. Bazen de fıtık o kadar yavaş gelişir ki, hasta önce karnının altındaki şişliği fark eder. Göğüs boşluğuna açıldığı için görünmeyen hiatus hernisi (diyafram fıtığı), kendini sindirim rahatsızlıklarıyla belli eder. Yemek borusunun, mide ile birleştiği alt ucunda, besinlerin mideye geçmesine izin verip geri dönmelerini engelleyen bir yapı bulunur. Hiatus hernisinde ise bu yapı işlevini yitirir ve besinler ile mide asidi mideden yemek borusuna geçebilir ve yemek borusu mide asidine dayanıklı olmadığından, kısa zamanda iltihaplanır (özofajit). Hiatus hernisinin belirtileri, göğüs kemiğinin arkasında, eğilme ve yatmayla artan yanma duygusu ve ağrıdır. Birkaç yıl süren yıpranma sonunda ise yemek borusu daralabilir ve yutma güçleşir. Hiatus hernileri özellikle orta yaştan sonra sık görülür ama çoğu kişi, farkında bile olmadan zararsız hiatus hernileri ile yaşamını sürdürür. Fıtıkta en ciddi, hatta öldürücü tehlike, fıtığın boğulmasıdır. Boğulma, fıtık kesesinin sıkışmasından ötürü içindeki organlarda kan dolaşımının durmasıdır. Önce damarlarda kan akışı yavaşlar, bunun etkisiyle kesenin içindeki organ parçası şişer ve damarların üstündeki basınç daha da artarak kangren yapabilir. Bağırsaklarda oluşacak kangreni ise, delinme ve peritonit (karınzarı iltihabı) izler. Sıkışmada, daha önce yumuşak olan ve hafif rahatsızlık veren fıtık gerilir, duyarlı hale gelir ve yatınca küçülmez. Boğulma ise kusma, karın ağrısı, şişkinlik ve kabızlık gibi belirtiler verir. Bu durumda tek çare acil cerrahi girişim ile boğulan bağırsak bölümünü çıkarmak ve fıtığı onarmaktır. Boğulma birkaç saat bile sürse, boğulan bölüm iyileşmeyecek biçimde zarar göreceğinden, kesilerek çıkarılması ve sağlam uçların birbirine dikilmesi geekir. Ender görülen iç fıtıkta oluşan boğulmada ise dıştan fark edilen bir çıkıntı olmayacağından, hastada yalnızca bağırsak tıkanması belirtileri görülür. En sık boğulan fıtık, femoral fıtıktır; onu kasık fıtığı ile göbek fıtıkları izler. Hiatus hernisinde ise boğulma enderdir.

Nedenleri
Fıtık çok sık görülür ve birçok nedenle oluşabilir. Bazılarında fıtığa karşı eğilim yaratan, doğuştan bir zayıflık vardır. Bu insanlardah daha çocukken ya da ileri yaşta ağır bir şey kaldırmak gibi basit bir neden sonucu fıtık oluşabilir. En sık görülen fıtık çeşidi olan kasık fıtığı erkeklerde, kadınlardan daha çok görülür ve erbezlerini besleyen kan damarlarının kasların arasından geçtiği noktadaki zayıflıktan kaynaklanır. Hiatus hernisi (midenin üst kesiminin, diyaframda,  borusunun geçtiği delikten göğüs boşluğuna geçmesi) ise kadınlarda daha sık göülür ve büyük olasılıkla gebelik sırasında karın içi basıncının artmasıyla ortaya çıkar

Fıtık Ameliyatı

Dikiş onarımları:
Bu tür eski yöntemlerde bireyin kendi dokuları dikişle birbirine yaklaştırılır ve bu sırada ameliyat bölgesinde ciddi bir gerilim oluşur. Bu gerilim, ameliyat sonrası erken dönemde şiddetli ağrıya ve rahatsızlık hissine, normal aktiviteye ve işe geç dönülmesine, uzun vadede ise hastalığın tekrarlamasına neden olur. Hatta bazı ameliyatlarda, hasta daha ameliyat masasındayken, anesteziden uyandırılması sırasında, öksürme veya öğürme ile bu dikişlerin yırtılması gibi tecrübeler de nadir değildir.


Lichtenstein onarımı:
Yama kullanılarak yapılan bu modern teknikte dokularda gerilim oluşmaz. Bireyin kendi dokusu dikişle yaklaştırılmadan kendi rahatlığına bırakılır. İyileşmeyi, bölgeye yerleştirilen ileri teknoloji ürünü yama sağlar. Ameliyatta yapılan cerrahi travma azdır. Geniş doku ayrılmalarına ve dikilmelerine gerek yoktur

Laparoskopik teknik:
Laparoskopik fıtık onarımı da yama ile yapılan bir Fıtık ameliyatı türüdü. Bu nedenle, temelde Lichtenstein onarımına benzer. Ancak bu onarım lokal anestezi ile yapılamaz. Hasta mutlaka genel anestezi almak zorundadır. Daha pahalı bir yöntem olup çok daha fazla deneyim ister. Bugün iki teknik arasında nüks açısından fark olmamakla birlikte, laparoskopik onarımda hematoma (ameliyat bölgesinde kan toplanması), seroma (ameliyat bölgesinde serum tolanması) gibi komplikasyonların oranı genelde daha yüksek olabilir. Ayrıca, daha derinde ve seçilen alt tekniğe göre karın içinden çalışıldığı için ameliyatın daha hassas, daha hayati anatomik yapıların etrafında yapılması zorunludur
Batıda binlerce laparoskopik fıtık onarımı yapılan merkezlerde ameliyatın sonuçları gerçekten çok iyidir.

Ancak yine de yakın zamanda A.B.D. yapılan ve Amerikan Cerrahlar Koleji’nin 2005 yılı sonbahar toplantısında sunulan, yaklaşık 2000 hastayı kapsayan çok merkezli bir çalışma Fıtık Ameliyatı yöntemlerinden Lichtenstein tekniğinin laparoskopik yönteme üstünlüğünü ortaya koymuştur:

Fıtık Bağı

Fıtık bölgesine gelen tampon kauçuk karışımı yumuşak bir malzemeden imal edilmiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz!