Adet

Ergenlik dönemi, çocukluktan genç kızlığa adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişimi çok hızlıdır. Kızlarda 9-10 yaşlarında başlayan bu değişim 18 yaşına dek devam eder. Sağlıklı bir kadın olabilmek için gerekli olan değişimlerin gerçekleştiği ergenlik döneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar adı verilen kimyasallar aracılığı ile mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce girer. Bu büyüme ve gelişim sürecini kişinin kendisinin düzenlemesi mümkün değildir. Bu süreç ancak vücut hazır olduğunda başlar.

     Ergenlik döneminin başlaması ile beraber önce kalçalar yuvarlaklaşmaya başlar, bunu cinsel organların etrafında ve koltuk altında tüylerin belirmesi takip eder. Göğüslerin büyüklüğü ve şekli değişir. Bu değişiklikler kişilere göre hızlı veya yavaş olabilir. Özellikle koltuk altından daha fazla terleme başlar. Bu dönemde hormonların etkisi ile ciltte yağlanma artar ve sivilceler çıkar.

     Ergenlik döneminden itibaren daha fazla salınmaya başlayan cinsiyet hormonlarının etkisi ile adet kanamaları ve adet döngüleri başlar. Hormonların etkisi ile duygu ve davranışlar da değişir, psikolojik yapı değişerek çocuk kişiliğinden genç kız kişiliğine geçilir.

     Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. Adet döngüsü bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır. Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen süre içinde yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.

     1-14 Gün: Bu günler döngünün östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.

     1. Gün: Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün siklusun 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği takdirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir.

     2-5. Gün: Kanama giderek azalır.

     6. Gün: Kanama durur, bu arada yumurtalıklarda folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.

     7-12. Gün: Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır.

     13-14. Gün: Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinseli ilişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bugünlerde vücut ısısı artar.

     15-28. Gün: Adet döngüsünün ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.

     15-18. Gün: Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.

     19-20. Gün: Rahim gebeliğe hazırdır. Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da ( adet öncesi gerginlik sendromu ) neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara yol açar.

     21-28. Gün: Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta su toplanmasına ve belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yenildiğinde vücutta şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi düşer ve adet kanaması başlar.

     Adet Kanamaları Başlamamasının sebepleri nelerdir?

     Adet kanamaları 9-16 yaşları arasında başlar. Spor yapan kızların yanında çok zayıf olan ve gelişmenin başladığı dönemlerde kilo veren kızlarda da menarş (ilk adet kanaması) gecikebilir.Genç kız 15 yaşına gelmesine rağmen hala adet kanamaları başlamadıysa bir hekime başvurup kontrolden geçmesi gerekir. Hekim genital organları kontrol eder. Bazı kızlarda vajinanın girişinde bulunan zarda normalde bulunması gereken ve adet kanının dışarı akmasına olanak veren açıklık bulunmaz. Çok nadir vakalarda ise vajina veya rahim gelişmemiş olabilir.

     Adet Kanamaları Hangi Sıklıkla Olur?

     Adet kanaması ayda bir olur. 25-30 gün arasında süren adet döngüleri normaldir. Adet kanaması 3-7 gün s ürer. İlk günlerde daha fazla olan kanama giderek azalır. Adet kanamalarının başladığı dönemlerde bu kanamalar her ay aynı şiddette olmayabilir. Kanama bir ay daha fazla, diğer ay çok daha az olabilir.

     Adet Kanamaları Düzensizse?

     Adet kanamaları vücut ağırlığı, diyet, heyecan, stres, egzersiz ve hastalıklardan etkilenerek düzensizleşebilir. İlk yıllarda adet döngülerinin uzunluğu değişir. İlk 1-2 yıl adet kanamalarının düzensiz olması normaldir. Menarştan sonra üreme organları ve hormonların uyum içinde çalışmasının düzene girmesi zaman alır.

     Adet Döngüsü Çok Uzunsa?

     Bazı kızlar yılda sadece 3-4 kez adet görür. Stres, ağır egzersiz, ani kilo kaybı ve diyet nedeni ile adet döngüleri çok uzun sürebilir. Bunun dışında hormonal dengesizlikler de bu sürenin uzamasına yol açar. Polikistik over sendromu adı verilen kilo fazlalığı, aşırı tüylenme ve adet düzensizliklerinin görüldüğü durumda yılda sadece 3-4 kez adet görülür.

     Adet Döngüsü Çok Kısaysa:

     Stres, bazı tip egzersizler ve yaşam tarzındaki değişiklikler nedeni ile adet döngüleri 21 günden daha kısa sürebilir. Bu durumda hekime başvurarak kontrolden geçmek gerekir. Fazla kanama kansızlığa neden olur. Kansız olan kişiler demir içeren besinlerden daha fazla yemeli veya demir hapları kullanmalıdır. Adet kanamalarının kaç günde bir olduğu, kanamanın kaç gün sürdüğü, kanama miktarı ve kramp gibi şikayetler not edilerek hekime iletilmelidir.

     Bir ay adet görmemek önemli midir?

     Stres, hastalık, kilo kaybı gibi nedenlere bağlı olarak birkaç ay adet görülmeyebilir. Birkaç ay adet kanaması olmadığında hekime başvurulması gerekir.

     Adet kanaması sırasında ne gibi ürünler kullanılmalıdır?

     Adet kanaması sırasında en sık kullanılan ürünler pedlerdir. Bunlar iç çamaşırına yerleştirilen ve emiciliği fazla olan ürünlerdir. Bunlar adet kanını emerek, pedin iç katlarına alır. Bir diğer yöntem ise tampon kullanımıdır. Tampon ülkemizde çok yaygın kullanılmayan bir üründür. Genç kızlar için üretilmiş ve vajinanın girişindeki zara zarar vermeyen tipleri de vardır. Cinsel hayatı aktif olan kişiler tamponu daha rahat kullanır. Tampon kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır. Tampon kullanılması Toksik Şok Sendromu olarak adlandırılan önemli bir sağlık sorununa neden olabilir. Tampon kullanan kişilerin tamponu mutlaka 4-6 saatte bir değiştirmeleri ve temizlik kurallarına çok dikkat etmeleri gerekir.

     Adet kanaması sırasında denize girilebilir mi?

     Eskiden bu dönemde denize girilmemesi, spor yapılmaması ve normalde yapılan bir çok aktiviteden uzak durulması gerektiğine inanılırdı. Gerekli korunma sağlandığında yüzme ve diğer sporlar yapılabilir. Ağrı ve krampları olan genç kızlar bu aktiviteleri yapmaktan kaçınmalıdır.

     Adet kanaması sırasında görülen kramplara ne yol açar?

     Genç kızların bir kısmı adet kanaması başlamadan önce ve kanama sırasında karın ve kasık bölgesinde şiddetli ağrılardan yakınır. Bu kramplar genellikle hafif olmasına rağmen bazen genç kızların günlük yaşantısını devam ettirmesini engelleyebilecek kadar şiddetli olabilir. Genç kızların yarısından çoğu kramplardan yakınırken, her 7 genç kızdan birinde ağrılar çok şiddetlidir. Adet kanaması ile rahmin iç tabakası dökülmeye başlar ve prostoglandin adı verilen maddeler salınır. Prostoglandinler rahimdeki düz kasların kasılmasına neden olur. Rahimdeki düz kasların kasılması sırasında şiddetli kramplar hissedilebilir. Prostoglandin düzeyi bazen çok yükselir bu durum ağrının çok fazla olmasına neden olur. Rahim ile rahim ağzı arasındaki kanalın dar olduğu genç kızlarda bu kramplar daha şiddetli olur. Ayrıca stres de bu krampların şiddetini arttırabilir.

     Adet kanaması sırasındaki kramplara başka yakınmalar da eşlik eder mi?

     Bu kramplara baş ağrısı, bulantı, kusma, sık idrara çıkma ve barsak hareketlerindeki değişikliklere bağlı ishal veya kabızlık eşlik edebilir.

     Kramplar nasıl tedavi edilir?

     Yeteri kadar dinlenme, uyku ve düzenli egzersiz yapılması krampların şiddetini azaltır. Karın bölgesine sıcak pedlerin yerleştirilmesi de ağrıyı azaltabilir. Karın bölgesine sıcak su torbası uygulanabilir, fakat kullanılan su çok sıcak olmamalıdır. Prostoglandin üretimini azaltan ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağrı kesicileri kullanmaya kramplar şiddetlenmeden başlamak gerekir. Ağrı kesicileri kullanmaya tahmini adet kanamasından bir gün önce başlanması ve ilaca kanama başladıktan sonra 1-2 gün daha devam edilmesi önerilir.

     Ağrı kesiciler adet kanamasının artmasına neden olur mu?

     Aspirin dışındaki ağrı kesiciler kanamanın artmasına neden olmaz. Ağrı kesicileri kullanmadan önce hekime danışılması ve ilacın yan etkilerinin öğrenilmesi gerekir. Başkalarında herhangi bir probleme neden olmayan bir ilaç size zararlı olabilir.

     Adet döneminde sigara içmek zararlı mıdır?

     Sigara içmek sağlığınızı olumsuz etkiler. Yapılan bilimsel çalışmalarda sigaranın üreme sağlığını da olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Sigaranın içerdiği nikotin kan damarlarının büzüşmesine ve organların oksijen ihtiyacının karşılanamamasına yol açar. Sigara adet döngülerinin düzenini bozarak ileride çocuk sahibi olmayı zorlaştırabilir.

     Adet kanaması sırasında pıhtıların gelmesi normal midir?

     Kanamanın fazla ve krampların olduğu ilk günlerde pıhtıların gelmesi normaldir. Vücudunuzda pıhtılaşmayı önleyen faktörler üretilir. Kanamanın çok yoğun olduğu günlerde üretilen bu faktörler yetersiz kalabilir ve pıhtılaşma olur. Fakat her zamankinden büyük pıhtılar geliyorsa hekime başvurulması gerekir.

     Adet kanamaları arasındaki dönemde de kanama olur mu?

     Adet kanamaları arasındaki dönemde lekelenme şeklinde kanamalar olabilir. Ara kanamaların en sık nedeni yumurtlama döneminde (yumurta çatladığında) görülen kanamadır. Bu durum endişelenmeyi gerektirmez. Üreme organlarındaki enfeksiyonlar ve tümörler de ara kanamalara ve lekelenmelere yol açar.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Aşırı Adet Kanaması

Bir döngüde görülen kanama miktarının veya gününün artması durumudur.

Normal şartlarda devam eden adet kanamasının en azda tutulmasında rahim kaslarının kasılmasının etkinliği çok önemlidir. Bunun yanında adet döngüsünde yumurtlamanın gerçekleşmesiyle devreye giren progesteron hormonunun uygun seviyelerde kalması da kanamanın kabul edilebilir düzeyde kalmasını sağlar.

Yukarıda anlatılan iki mekanizmadan birindeki bir bozukluk kanamanın normalden fazla olmasını ve uzun sürmesini sağlar: Rahim kaslarının kasılma işlevini bozan miyom veya adenomiyozis gibi durumlar sıklıkla bu duruma neden olurlar.

Spiral kullanımı rahim içinde yarattığı kitlesel etkiyle rahimin kasılma işlevini bozarak adet kanaması miktarının artmasına neden olabilir. Aylık, üç aylık korunma iğneleri ve kola uygulanan korunma çubukları da kanama miktarını artırabilen diğer nedenler arasında sayılabilir.

Yumurtlama olmadan gerçekleşen adet döngüsü kanamanın gecikmeli bir şekilde ve normalden fazla olarak gerçekleşmesine neden olabilir. Polikistik over adı verilen durumda yumurtlama bozukluğu sürekli bir hal almıştır ve gecikmeler sonrasında aşırı kanama bu durumun sık rastlanan bulgularından biridir.

Farkında olunmayan bir gebeliğin düşükle sonuçlanması da kendini adet gecikmesi sonrasında başlayan yoğun bir kanama şeklinde gösterebileceğinden tanı aşamasında bu durum mutlaka göz önünde bulundurulur.

Rahim iç tabakasında meydana gelen enfeksiyonlar (endometrit) da kanamaların uzun sürmesine ve normalden fazla kan kaybedilmesine neden olabilmektedir.

Ender görülen hastalıklar olmakla beraber kanama-pıhtılaşma sistemini bozan çeşitli kan ve karaciğer hastalıkları da bu tür sorunlara neden olabilirler.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Adet Düzensizliği

Adet düzensizliği terimini kullanırken öncelikle normal adet kanamasını ve bunun oluşması için gerekli koşulları tanımlamak gerekir. Normal bir adet kanaması için gerekli fizyolojik şartlar şöyle özetlenebilir :

• Beyinden sağlıklı bir şekilde yumurtalıklara uyarım gelmesi,
• Bu uyarımın yumurtalıkları etkileyerek yumurtalıklardan kadınlık hormonu olan estrojen salımını ve yumurtlamayı sağlaması ve ardından ikinci önemli hormon olan progesteron hormonunu salgılaması
• Adet kanaması için normal bir rahim ve genital sistem,
• Psikolojik olarak sağlıklı olma

Fizyolojik koşulların herhangi bir nedenle etkilenmesi sonucu ortaya çıkan kanamalara düzensiz kanamalar adı verilir.

Genellikle 21-35 gün arasında düzenli olarak gerçekleşen ve 3-7 gün süren kanamalar normal sınırlarda kabul edilebilir. Ortalama kan kaybı ise bir adet döneminde 35-40 ml civarındadır. Bu da genellikle günde 3-5 pet olarak ifade edilebilir. Genellikle 80 ml’nin üzerindeki kanamalar anormal olarak değerlendirilir. Ancak miktar olarak kanamanın normal olup olmadığını tespit etmek aslında kolay değildir. Kan kaybını değerlendirirken titizlik nedeniyle kişiden kişiye yorum farklılıkları objektif olmayı engellemektedir

 

 

Neler adet düzenini bozabilir

 Yeni adet görmeye başlıyan genç kızlarımızda da ilk adet yılındaki kanamaları düzenli aralıklarla gelmeyebilir, biz gerekli muayeneyi yapıp altında herhangi bir başka neden yoksa hormonal düzen oturuncaya kadar beklenmesini tavsiye ederiz. Adetten kesilmek üzere olan hanımlarımızda da düzen bozulmaya başlar.

Adet Düzensizliklerinde Tedavi
Kanamanın sebebi üreme organlarından kaynaklanmakta ise yani hormon düzensizliği değilse, tedavi nedene yönelik olarak yapılır. Örneğin rahimde büyük myom veya kanser varsa hasta ameliyat edilmelidir.

Menopoz döneminde görülen her türlü kanama önemlidir ve mutlaka ayrıntılı araştırılmalıdır. Bunun için vajinal ultrason, rahim içinden biyopsi alınarak patolojik inceleme ve gerekirse histeroskopi yapılarak kesin tanı konulmalıdır.

Tüm bu araştırmalar sonucunda kanamaya neden olabilecek bir hastalık saptanmamışsa; adet düzensizliği hormonal dengesizliğe bağlıdır ve bu durumda adet düzenleyici ilaçlarla kanamalar düzene sokulmaya çalışılır.

Tıbbi tedavide doğum kontrol ilaçları yanında dengeleyici alternatif ilaçlar da uygulanabilir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ağrılı Adet

Adet kanaması esnasında ya da hemen öncesinde kasıklarda ortaya çıkan rahatsızlık ve kramp tarzında ağrılara dismenore ya da menstrüel kramp adı verilir. Dismenore primer (1.cil) ve sekonder (2.cil) olmak üzere iki şekilde incelenir.

Primer (birincil) dismenore :

Sıklıkla adet kanamasının başlangıcından sonraki ilk 1-2 yıl içinde ortaya çıkar ve kırklı yaşlara kadar sürebilir. Bazen kadınlarda ilk doğumdan sonra ağrılar hafifleyebilir. Ağrının nedeni rahimde ağrıya ve kasılmaya yol açan prostaglandin maddesinin yapımının artmasıdır.

Ağrı genellikle adet kanaması başlamadan 1-2 gün önce ortaya çıkar, adetin birinci gününde belirginleşir ve genellikle 2.günde sakinleşir. Ağrı karnın alt kısmında aralıklı gelen kramp şeklindedir. Ağrı bir bölgede toplanabileceği gibi sırta, bele, kasıklara ve vulvaya (idrar yapılan açıklık ve vajinal açıklık) da yayılabilir. Ağrıya bazen terleme, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, baş dönmesi, baş ağrısı, baygınlık, kabızlık gibi belirtiler eşlik edebilir.

Neden sancılı adet görülür?
Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir parçası olan uterus (rahim) kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde hissedilmesidir. Bu uterus kasılmalarının amacı uterus iç tabakasını atılarak yenilenmesi sırasında oluşan kanama miktarını en az seviyede tutmaktır. Kasılmalar esnasında uterusta bölgesel olarak prostaglandin adı verilen bazı maddeler salgılanır. Ağrıya yol açan bu prostaglandinlerin ya aşırı miktarda salgılanması ya da kadınlarda prostaglandinlere ağrı şeklinde aşırı duyarlılık oluştuğu kabul edilmektedir. Prostaglandin salgısı yumurtlama sonrasında oluşan bir olay olduğundan tipik olarak adet görmeden kısa süre önce başlayan adet bittikten sonra tümüyle kaybolan adet sancısı yumurtlama olduğuna dair belirtilerden biridir.

Sancılı adet görmenin nadir görülen nedenleri arasında serviks (rahim ağzı) girişi, kürtaj, enfeksiyon gibi nedenlere bağlı olarak daralmış olması ve buna bağlı olarak adet kanının "zorlukla atılması" ve spiral kullanımı yer alır.
 

 


Ne gibi belirtiler verir?
Dismenore karnın alt bölgelerinde kramp benzeri ağrılar ve rahatsızlıklardır. Bu eşlik eden diğer belirtiler; Sırt ağrısı, baş ağrısı, bulantı, bacakların iç yüzünde hassasiyet olabilir. Dismenore ile birlikte adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) de görülebilir ancak bu şart değildir. PMS genelde adet başlangıcından birkaç gün önce görülür. Dismenoreli kadınların yaklaşık %10-15'inde şikayetler normal günlük aktivitelerini kısıtlayacak kadar şiddetlidir.

Eğer ağrılar;
Normal zamanında gelen bir adet kanamasına eşlik etmiyorsa
Her zaman olduğundan çok daha şiddetli ise
2-3 günden daha uzun sürüyor ise
Her zaman olandan daha farklı ise
mutlaka bir hekim kontrolünden geçilmesi gerekir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kadınların baş derdi Miyom

Miyomu, uzmanlar rahmi büyük ölçüde oluşturan düz adale dokusunun iyi huylu uru olarak tanımlıyorlar. Kadın doğum uzmanı Doç. Dr. Kadir Savan, miyomun başka organlara atlamayan, sadece bulunduğu organı ilgilendiren ve orada ölümcül bir tahribat yapmayan, iyi huylu bir ur olduğunu söylüyor.
Türkiye’de ergenliğini tamamlamış kadınların yüzde 25’inde bu hastalığın görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Savan,” Diğer hastalıklar gibi miyomun da önemsenmesi gerekiyor. Her ne kadar miyomun kötü huylu olma riski yüzde yarım gibiyse de tedbiri elden bırakmamakta yarar var” diyor.

Miyomun oluşma nedeni henüz bilinmiyor. Ama uzmanlar bunun pek önemli olmadığını, hastalığın gelişme safhalarını çok iyi takip edebildiklerini söylüyorlar. Doç. Dr. Savan,, miyomun gelişimiyle östrojen hormonu arasında yakın ilişki olduğunu anımsatarak, şöyle konuşuyor:
Östrojen kadınlar menopoza girene kadar yumurtalıklar tarafından üretilen bir hormon. Bu hormonun miyom ortaya çıktıktan sonra hızla büyümesinde oldukça etkisi var. Östrojenin fazla olduğu ya da onu dengeleyen progesteron hormonunun yapılamadığı durumlarda veya dışardan bilinçsizce östrojen hormonu alındığında, miyomun hızla büyüdüğünü görüyoruz. Özellikle doğum kontrol haplarının kulaktan dolma bilgilerle kullanılması miyomlar için risk oluşturabiliyor. Ancak bu, miyomu olan bir kadının hayat boyu östrojen kullanamayacağı şeklinde de algılanmamalı. Mutlaka bir gereklilik varsa, bu kişiler bir doktor denetiminde östrojen hormonu alabilirler.

 


Miyom hastalığı için belirli risk grubundan söz etmek çok güç. Dünya genelinde yapılan taramalarda miyomun zencilerde daha çok görüldüğünü ortaya çıkarmış. Yaş grubu olarak ele alındığında ise, 40 yaş ve sonrasının hastalığı olarak kabul ediliyor. Bunun da nedeni kadınların ancak karın bölgelerinde bir kitle oluştuktan sonra hekime müracaat etmelerine bağlı olarak hastalığın geç teşhis edilmesi.
Oysa oluşma aşamasındaki miyomun verdiği bazı sinyaller var. Doç.Dr. Kadir Savan, en sık karşılaşılan miyom belirtisinin adet kanamalarındaki değişiklikler olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor :
Özellikle kanamaların uzaması, sıklaşması ve miktarının artması gibi belirtiler dikkate alınmalı. Bunlar arasında en sık ortaya çıkan belirti, kanamanın uzamasıdır. İkinci önemli belirti, miyomun bulunduğu yere bağlı olarak gelişen ağrılardır. Örneğin, miyomun idrar torbasına yakın olması ve bu bölgeye baskı yapması sonucu, idrara sık çıkma ve ağrılı idrar durumları ortaya çıkar. Ya da miyomun arkada kalın bağırsağın son kısmına yakın olmasına bağlı olarak makat bölgesinde ya da dışkılama esnasında ağrı ile karşılaşılır.
Adet kanamalarının normalden çok daha fazla sancılı geçmesi, cinsel ilişki sırasında ağrı ve acı duyulması da miyomun diğer belirtileri arasında yer alıyor. Hastalığın ileri devrelerinde ise bir kitle oluşuyor. İşte çoğu kadın, doktora ancak bu aşamada gidiyor. Uzmanlar, kadınların düzenli olarak yılda bir kere jinekolojik muayeneden geçmeleri ve smear testi yaptırmaları halinde miyom ve benzeri kadın hastalıklarının erken dönemde tespit edilebileceğini belirtiyorlar.
Miyomun oluşma devresinde tespit edilmesi, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan tedavi şansını fazlalaştırıyor. Miyomun kötü huylu olma riski yok denecek kadar az. Çünkü, yapılan araştırmalara göre kanser tespit edilen miyom oranı yüzde yarımı geçmiyor. Miyomun kötü huylusuna ise, kas dokusunun tümörü anlamına gelen “sarkom” deniyor.
Teşhisi oldukça zor olan sarkom, ancak miyomun çok hızlı büyümesinden, kıvamının hızla yumuşamasından ve hastanın genel durumunun buna paralel olarak bozulmasından tanınabiliyor. Miyom, kas dokusunun içine yerleştiği için, buradan parça alıp, tahlil etme şansları olmayan doktorlar, teşhis koymakta oldukça zorlanıyorlar. Bundan dolayı klinik ve ultrason muayenelerin önemi artıyor. Özellikle vaginal ultrason yardımı ile hastanın durumunun takibi bugün artık çok kolay.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Vaginusmus

1. Vaginismus nedir?
Cinsel birleşme sırasında kadının kaslarının kasılarak cinsel birleşme olanağına kendini kapatması durumudur. Kadın doğumcular ve ruh hekimlerince oldukça sık karşılaşılan bir sorudur. Vaginismusun nedenleri arasında çocukluktan kalma korkular, suçluluk, ayıp ve günah kavramları sayılabilir.

2. Erkeğin ya da kadının anatomik yapısı vaginismusa neden olur mu?
Bu konuyla ilgili bireylerin yanlış önyargıları ve oluşturulmuş geçersiz tabular tabloyu tetikleyebilir, ancak vaginismus anatomik yapı ile ilişkisiz olarak ortaya çıkar.

3. Vaginismus tedavisinde operasyonel yöntem (hyma perforasyonu gibi) söz konusu mudur?
Böyle bir müdahale yalnızca çiftlerin yanlış önyargısını pekiştirmeye yarar. Vaginismus sorunuyla karşılaşan çiftlerde ilk akla gelen olasılıklardan biri kızlık zarının kalınlığı gibi tıbben kabul görmeyen bir bakış açısıdır. Bu nedenle ruh hekimlerinden önce kadın doğumculara başvurulabilir. Ancak operasyonel bir girişim sorunu çözmeyeceği gibi, bireylerde sorunun çözülebileceği inancını ortadan kaldırmak gibi bir etki yaratabilir.

4. Vaginismus gebeliğe engel midir?
Vaginismus yalnızca cinsel birleşmeye engeldir. Gebelik oluşabilir.

5. Vaginismus için riskli bireyler var mıdır?
Özellikle çocuksu, bağımlı ve ruhsal organizasyonunu sağlıklı bir biçimde tamamlamamış kadınlar risk grubunu oluşturur. Özellikle çocukluk çağından kalma korkular yaşayan bireylerde rahatsızlık oluşması kolaylaşır. Korkular, en çok kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme, parçalanma korkularıdır.

Ayrıca gebe kalma korkuları da önemli olabilir. Cinselliğe bakışın tutucu olduğu çevreler de risk faktörleridir.

 

 

6. Cinsel soğukluk ile vaginismus arasında fark var mıdır?
Cinsel soğuklukta da ayıp ve günah duygusunun önemi olmasına karşın, temel sorun cinsel ilişkiden zevk almamak biçiminde kendini gösterir. Oysa vaginismusta başlangıçta cinsel ilişkiye girmede isteksizlik yoktur. Ancak ilişki sırasında zarar görme duygusu ön plandadır.

7. Vaginismus tedavisinde ilacın yeri var mıdır?
Sorun bilişsel süreçlerle ve ruhsal yapı ile ilgili olduğundan ilaç tedavisinin yeri yoktur. Ancak tablo yalnızca vaginismus olmayıp herhangi bir ruhsal ya da fiziksel başka bir rahatsızlıkla birlikte ise ona yönelik ilaç tedavisi uygulanabilir.

8. Vaginismus tedavisinde ne yapılır?
Bu durumun tedavisinde genellikle önce kadın doğumculara başvurulur ve bazen dilatasyon denemeleri yapılır. Ancak çoğu sonuç vermez. Hem erkek hem kadın için önemli bir mücadele ortaya çıkar. Her ikisinde de büyük bir sınavın içinden çıkmaya çalışırken heyecanlar ve korkular artar, kısır bir döngü oluşur. Önce kadının ve erkeğin rahatlatılması, gevşemesi, heyecan ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması gerekmektedir. Tedavide en başarılı sonuçlar davranışçı seks terapisi ile sağlanmaktadır.

9. Vaginismus sırasında davranışcı terapide eş tedaviye katılır mı?
Eş en önemli faktör olarak tedaviye, mutlaka dahil edilir ve eşler oturumlarda birlikte görülürler.

10. Vaginismus kronikleşir mi?
Çok uzun yıllar süren vaginismus olguları vardır. Ancak genellikle davranışcı seks terapisi ile olumlu sonuçlar alınır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Menopoz

En az bir yıldır adet görmüyorsanız ve yaşınız 50'yi geçmiş ise artık siz de yaşamınızın menopoz döneminde olabilirsiniz. Tipik olarak adet kesilmesinden sonra geceleri sıcak basması, ruhsal sıkıntı, psikolojik değişiklikler görülür.

Günümüzde menopozda uygun koşullar altında hormon yerine koyma tedavisi genelde her kadına önerilmektedir. Buna ek olarak beslenme değişiklikleri ve spor da yararlı olmaktadır.

Menopoz her kadında görülen doğal bir durumdur. Bu durum kaçınılmaz olsa da sonuçlarından korunma gerekli önlemler alınarak olanaklı olmaktadır. İlk yapılacak bir uzman doktorla konuşmak ve menopozla ilgili takibe başlamaktır. Hormon yerine koyma tedavisi uzman doktorun uygun gördüğü durumlarda izlem altında başlanır. Estrojen hormonu ve bunun yan etkilerini azaltan ilaçlarla (progesteron) tedavi yapılır. Ayrıca kemik erimesi için bazı ilaçlar ve kalsiyum tedaviye eklenir. Takipte en az yıllık olarak iki taraflı mammografi, smear (veya daha iyisi rahim içinden örnek alınması, probe kuretaj) ve kemik yoğunluğu ölçümleri yapılmalıdır.

Bu dönemde kemik erimesi ve kalp hastalıkları riski arttığından diyette değişiklikler yapılması uygun olacaktır. Kalp hastalıklarını önlemek için yağ ve hayvani gıdalardan uzak durmak gereklidir. Alkollü içecek, çay, kahve tuketimi azaltılmalıdır. Kemik erimesini azaltmak için kalsiyumdan zengin beslenme yapılmalıdır. Süt ve süt ürünleri, kuru baklagiller, yeşil sebzeler, pekmez daha fazla tüketilmelidir.

Bu dönemde kilo alma ve kalp hastalıkları riski arttığından spor yapma önem kazanmaktadır. Spor menopoza bağlı depresyonda da yararlı olacaktır. Spor yapmadan önce genel bir sağlık kontrolünden geçilmelidir. Spor ağır olmamalı, temiz havada bilgili kişilerin gözetiminde yapılmalıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Adet Görememe

TANIM:

14 yaşına kadar meme büyümesi, tüylenme gibi sekonder seks karakterlerinin gelişmemesi veya 16 yaşına rağmen ilk adetin görülmemesi veya normal adet gören kadında 3 siklus boyunca adet olmaması amenore olarak adlandırılır. Hayatında hiç adet görmemiş ise buna primer amenore, daha önceden düzenli adet gören kadında adetin kesilmesine de sekonder amenore adı verilir.

NORMAL ÜREME FİZYOLOJİSİ:

Siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen süredir. Normalde bu süre 28 gün olmasına karşın 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır.

28 günde bir adet gören, yani siklusu 28 gün olan bir kadının ovulasyon (yumurtlama günü) sıklıkla (şart değil) 14. gündür. Her adetin ilk günü beyinde hipotalamustan salgılanan GnRH adlı hormon, hipofizden folikül stimule edici (uyarıcı) hormon (FSH) salgısını uyarmaya başlar. FSH etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir folikül (yumurta hücresini barındıran yapı) olgunlaşmaya başlar. Bu folikül olgunlaştıkça östrojen hormonu üretimi artar, östrojen üretimi arttıkça hipofiz bölgesinden salgılanan luteinizan hormon (LH) miktarı artar.

Folikül olgunlaştıkça giderek içi sıvı dolu ufak bir kese haline gelir.Folikül yaklaşık olarak 16-20 milimetre çapına eriştiğinde östrojen hormonu da kanda maksimum seviyeye ulaşır ve bu da LH seviyesinin giderek daha da artmasına neden olur. LH piki (LH'ın en yüksek seviyeye ulaştığı an) olduğunda folikül çatlar ve içindeki oosit (yumurta hücresi) serbestleşerek Fallop tüpünün içine girer.

Folikül çatladıktan sonra "çatlama bölgesinde" corpus luteum (sarı cisim) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı bu defa östrojen hormonuna ek olarak progesteron hormonu da üretmeye başlar. Gebelik oluşmazsa bu yapının işlevi 14 günde biter. Gebelik oluştuğunda ise gebelik ürününü "desteklemek" için bu yapı yaklaşık 10. haftaya kadar progesteron salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren "gebelik ürünü" kendi progesteronunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.

Uterusun içi endometrium adı verilen bir tabakayla kaplıdır. Endometrium östrojen etkisiyle kalınlaşır ve yumurtlama sonrası devreye giren progesteron hormonunun etkisiyle döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin implantasyonu (yerleşmesi) ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirilir.

Corpus luteumun ömrü siklus kaç gün olursa olsun her kadında 14 gündür. Bu süreye yaklaştıkça corpus luteumun progesteron salgısı giderek azalır ve kandaki progesteron iyice azaldığında endometrium tabakası desteğini kaybederek "dökülmeye" başlar. İşte bu dökülme kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır.

Corpus luteum ömrünün kısıtlı olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet gören bir kadında ovulasyon 14. günde olmaktadır, demek ki kadın örneğin 30 günde bir adet görüyorsa bu kadında 30-14=16. gün ovulasyon günüdür. Aksine 26 günde bir adet gören bir kadında 26-14=12. gün ovulasyon günüdür.

 

 



AMENORE: ADET GÖREMEME SEBEPLERİ:

•Asherman sendromu: Geçirilmiş kürtajlara bağlı olarak rahim içinde yapışıklıklar olur ve amenore yanında normal fakat miktar olaarak azalmış adetler olabilir.Tedavisi olayın şiddetine göre değişir.

•Gelişim Bozuklukları: Müllerian agenez olarak da bilinir. Burada gelişimsel olarak rahim, tüpler ve vajenin üst kısmı yoktur. Vajen kör bir sonla noktalanır.Over fonksiyonları normaldir ancak kanama olmaz.

•Androjen Duyarsızlığı, testiküler feminizasyon: Kişi genetik olarak erkektir ancak erkeklik hormonuna karşı duyarsızlık olduğundan kişinin batın içinde testisleri olmasına rağmen dış görünüşü kadın gibidir.Durum fark edildiğinde testisler alınmalıdır.

•Turner Sendromu: Kişide genetik bir bozukluk vardır. 46 yerine 45 kromozom bulunur

•Gonadal agenez: Kişide overler gelişmemiştir.

•Resiztant over sendromu: Kişide over olmasına rağmen bu hormonlara karşı dirençlidir.

•Prematür over yetmezliği: Erken menopoz olarak da bilinir.

•Radyasyon ve kemoterapi: Tedavilere bağlı olarak overler fonksiyonlarını yitirir.

•Hipofiz tümörü: Hipofiz bezinden kaynaklanan bir tümör nedeni ile hormonal düzen bozulur. En sık prolaktinom görülür. Burada süt hormonu olan prolaktinom fazla miktarda salgılanır ve bu diğer hormonların salınımını bozacağından adet düzenini bozar ve kısırlığa sebep olabilir. En sık bulgu memelerden kendiliğinden süt gelmesidir.Eğer tümör 10 mm'den büyükse cerrahi gerekebilir. Diğer durumlarda ilaç tedavisi yeterli olur.

•Sheehan Sendromu: Doğum sonrası kanamaya bağlı olarak hipofiz bezinde enfarktüs olur ve hormon salgılanması bozulur.

•Hipotalamik amenore: Daha öncede belirtildiği gibi stres, üzüntü, kilo değişimi gibi nedenlere bağLı olarak görülür.

TANI METODLARI:

Gerek primer gerekse sekonder amenore mutlaka araştırılması gerek önemli bir durumdur. Amenore şikayeti ile gelen bir kadında ilk önce hormon testleri yapılmalıdır. Burada Tiroid hormonları, prolaktin ve bazı kadınlık hormonlarına bakılır.

İkinci adımda bir progesteron challange test (PCT) yapılır. Bu testte kadına 5 gün süreyle progesteron hormonu verilir ve ilaş kesilir.1 hafta içinde kanama olur ise vücütta yeterli miktarda östrojen var demektir. Östrojen varlığı anovülasyon tanısını yani yumurtlama olmaması tanısını koydurur. Gebelik ya da yüksek miktarda erkeklik hormonu varlığında vücutta östrojen olmasına rağmen kanama olmaz. Anovilasyon tanısı konduktan sonra bu teşhise yönelik tedavi protokollerinden biri seçilir.

Eğer PCT ile kanama olmaz ise ya vücutta östrojen yetersizdir ya da kanama yollarında bir tıkanıklık vardır. Bunu anlamak için östrojen ve progesteron siklik olarak verilir. Bu tedavi sonucu kanama olursa bir sonraki aşamaya geçilir eğer bu tedavi ile kanama olmaz ise tıkanıklık düşünülür. En sık sebep kürtaj sonrası meydana gelen yapışıklıklardır. Tedavisi cerrahi işlemledir.

Bir sonraki adımın amacı over ya da beyinde ki hormon salgılama merkezlerindeki defekti bulmaktır.Bu durumda gonadotropin ve östrojen değerlerine bakılır.Over hormonları normal ve beyinden salgılanan hormonlar yüksek ise beyinde horman salgılayan bir kitle ya da yumurtalıklarda yetmezlik söz konusu olabilir. Bu durum son derece nadir görülür. Prematür over yetmezliği ya da yaygın adı ile erken menopoz son derece nadir görülen bir olaydır ve bağışıklık sistemi ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Zaman zaman bu durumgeri dönüşümlü olabilir.

Bazı durumlarda ise beyinden salgılanan gonadotropin adı verilen hormonlar normal düzeyde bulunabilir ancak bu hormonlar biyolojik olarak inaktif olduklarından yumurtalıkları uyaramazlar ve amenore ortaya çıkar.

Eğer tüm tetkikler sonucu bir neticeye varılamıyor ise bu durumda hipotalamik amenoreden söz edilir. Bu durumun kesin taanısı olanaksızdır. Psikolojik faktörler, ani stres, üzüntü, ani kilo kaybı, yoğun egzersiz, hava değişimi gibi faktörler bu duruma yol açabilir.

TEDAVİ:

Konunun tanımından ve Amenore sebeplerindende anlaşıldığı gibi,Amenore 'nin tedavisi tamamen altta yatan sebebe bağlıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Meme Kanseri ve Tedavisi

Vücudumuzda ki tüm organlar hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak mikroskop altında görüntülenebilirler.

Normal vücut hücreleri sistemli bir şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında yetişkin oluncaya dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından, pek çok dokuda hücreler yanlızca ölen hücreleri yenilemek ve yaralanmaları gidermek amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında, eğer yeni hücreler gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye bölünmesini durdurmasını söyler.

Buna karşın kanser hücreleri, büyümeye ve bölünmeye devam ederler ve vücudun diğer bölgelerine yayılırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştuturlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir. Tümör vücudun başka bölgelerine yayılmış olsada orijinal olarak oluştuğu organın adı ile anılır. Örneğin kemiklere sıçramış olan prostat kanseri hala prostat kanseri, akciğerlere sıçramış olan meme kanseri hala meme kanseridir.

Lösemi genellikle tümör oluşturmayan bir kanser türüdür. Lösemide kanser hücreleri kan ve kan oluşturan organlarda (kemik iliği, lenf sistemi ve dalak) gelişir, ve diğer organların dokuların içinde dolaşır, birikebilir.

Akılda tutulmalıdır ki, tüm tümörler kanser değildir. Kanser olmayan tümörler metastaz yapmaz ve çok seyrek görülen istisnalar dışında yaşamsal tehlike oluşturmazlar.

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.

Kanser istatistiklerinin diğer ülkelere oranla daha iyi tutulduğu amerikada, bu istatistikler göstermiştir ki erkeklerin yarısı kadınların ise üçte biri hayatlarının bir evresinde kansere yakalanacaklardır. Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Sigaranın bırakılması yada daha sağlıklı beslenme alışkanlıklarının adaptasyonu gibi aktivitelerle yaşam stilinin değiştirilmesi, pek çok tür kansere yakalanma riskini önemli oranlarda azaltılabilir. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.

‘Her sekiz kadından biri meme kanseri olur.’ betimlemesi ile rastgele seçilen her sekiz kadından bir tanesinin meme kanseri olacağı kesindir, demektir.

Doğru Her sekiz kadından biri istatiği yıllık bir tahmin değildir. Bu rakam, 95 yıllık bir yaşam süresi göz önüne alınarak hesaplanmış bir değerdir. Varsayalım ki araştırmacılar bugün doğmuş olan çok sayıda kız çocuğunu gözlem altına aldılar ve onları 95 yaşına gelinceye kadar izlediler, bu kızlardan sekiz de biri (yaklaşık olarak %12.5i) hayatlarının her hangi bir döneminde meme kanserine yakalanacaklardır.

Yanlış Yalnızca kadınlar meme kanserine yakalanırlar.

Doğru Göreceli olarak çok çok daha seyrek görülmesinse karşın, erkekler de meme kanserine yakalanabilirler ve meme kanseri tanısı konmuş erkeklerin yaklaşık olarak üçte biri bu hastalıktan hayatını kaybeder. İstatistiki veriler, her 100 meme kanseri vakasından birinin erkeklerde görüldüğünü göstermektedir. Göreceli olarak az miktarlarlarda da olsa erkekler de hem göğüs dokusu, hem de meme kanseri ile ilişkisi olduğu bilinen kadınlık hormonları vardır. Toplumda yaygın olan meme kanseri bir kadın hastalığıdır yanılgısı nedeni ile erkekler genellikle kanserin erken belirtilerini görmezden gelmektedir. Bu duyarsızlık geç tanı konmasına, dolaysıyla da daha yüksek ölüm oranlarına neden olmaktadır.

Yanlış Yalnızca ailesinde meme kanseri bulunan kadınlar, meme kansri için yüksek risk grubundadırlar.

Doğru Meme kanseri olan kadınların %80 den fazlası, hiç bir risk grubuna dahil değildir. Ailede başka birinin meme kanseri hastası olması, meme kanserine yakalanma riski üzerinde önemli bir etkiye sahiptir; özellikle birinci dereceden bir yakınınız, sözgelimi anneniz, kızkardeşiniz veya kızınızda meme kanseri varsa, sizde de ortaya çıkma ihtimali iki kat fazladır. Öte yandan ailede hastalığın olmaması, tehlikeden uzak olduğunuz anlamına da gelmez.

Yanlış Meme kanseri çoğunlukla genetik kökenlidir.

Doğru Meme kanserlerinin çok küçük bir yüzdesinin normal olmayan genlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Araştırmacılar 17 numaralı kromozomda bulunan iki adet genin (BRCA1 ve BRCA2, Meme kanseri geni 1 ve 2) yüksek göğüs riski ile ilişkisini ortaya koymuşlardır. Meme kanserine yakalanma riskini arttıran başka genlerin olması olasıysa da, tanı konmuş meme kanserlerinin yalnızca %5 i BRCA1 ve 2 genlerinin değişime uğraması ile (mutasyonu) ilintilidir. Mutasyona uğramış BRCA genine sahip olmak meme kanserine yakalanma riskini arttıran faktörlerden yalnızca biridir. Diğer faktörler: yaş, aile tarihçesi, yüksek yağlı beslenme alışkanlığı, adet görmeye erken yaşta başlama, menepoza 50 yaşından sonra girme, çocuk sahibi olmama, ilk çocuğa 30 yaşından sonra sahip olma, yapılan biyopsilerde habis olmayan tümörlerin bulunması, vb. Meme kanseri olan kadınların %80 den fazlası görünürde hiç bir risk grubuna dahil değildir.

Yanlış Yaşlı kadınların meme kanserine yakalanma riski genç kadınlardan daha azdır.

Doğru Kadınların yaşı ilerledikçe, meme kanserine yakalanma riskleride artar. Gerçekteyse, yaş meme kanserine yakalanma riskini arttıran en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle, meme kanserinin erken aşamada tanısının konması amacı ile 40 yaşı ve üzerindeki kadınların yıllık klinik kontrollerne ve aylık kişisel göğüs kontrollerine ek olarak yılda bir kez kontrol amaçlı mamografi çektirmeleri önerilir. Göreceli olarak daha yüksek risk grubunda olan kadınlar doktor önerisi ile daha erken yaşlarda düzenli mamogram çekimine başlayabilirler.

Yanlış İlerlemiş yaşlarda meme kanseri tanısı konmuş kadınların, kapsamlı tedavi görmelerine gerek yoktur.

Doğru Meme kanseri teşhisi konmuş ve tanı konma zamanında kapsamlı tedavi görmemiş yaşlı kadınların ölüm oranlarında artış gözlenmiştir. Aslında, genelde meme kanseri yavaş gelişim gösteren bir hastalıktır ama zaman zaman saldırgan da olabilir ve vücudun diğer bölgelerine çok çabuk sıçrayabilir (Metastaz yapabilir).
 

 


Yanlış Mamogram meme kanserini engeller.

Doğru Mamogram meme kanserini engellemez, ancak mamografi meme kanserinin erken aşamadayken tanısının konmasını sağlayan mükemmel bir araçtır. Günümüzde, mamogram semptomu olmayan (şikayeti olmayan) kadınlarda meme kanseri tanısı konabilmesini olanaklı kılabilen, güvenilirliliği kanıtlanmış bir yöntemdir. Bu nedenle, meme kanserinin erken aşamada tanısının konması amacı ile 40 yaşı ve üzerindeki kadınların yıllık klinik kontrollerne ve aylık kişisel göğüs kontrollerine ek olarak yılda bir kez kontrol amaçlı mamografi çektirmeleri önerilir. Göreceli olarak daha yüksek risk grubunda olan kadınlar doktor önerisi ile daha erken yaşlarda düzenli mamogram çekimine başlayabilirler.

Yanlış Mamogram meme kanserine yol açar.

Doğru Mamogram güvenilir bir yöntemdir ve mamogram çekilirken göğsün görüntülenmesi amacı ile kullanılan radyasyon düzeyi çok düşüktür. Modern mamografi sistemleri genellikle 0.1 ila 0.2 rad (rad ışıma miktarını ölçmek için kullanılan bilimsel bir ölçü birimidir) düzeylerinde x-ışını kullanır. Bu alanda oluşturulmuş uluslararası standartlar vardır, ve bu standartlar olası en düşük radyasyon düzeyinin kullanılmasını zorunlu kılar. Hastalara düşen sorumluluk kullandıkları mamografi merkezlerinin bu tip standartlara uygun olarak işlemlerini gerçekleştirdiklerinden emin olmaktır.

Yanlış Mamografi erken aşamadaki meme kanserinin tanısının konmasında %100 güvenilir bir yöntemdir.

Doğru Mamografinin meme kanserlerinin %85 ila %90 ını görüntüleyebildiği tahmin edilmektedir. Göğüsteki anormalliklerin büyük bir kısmı mamografi ile görüntülenebilirken, bir kısmıda görüntülenemez. Bazen göğüsteki anormallik çevresindeki doku ile aynı yoğunluğa sahiptir, bu da mamografiden görüntülenememesine yol açar. Eğer kadın yada doktoru göğüste bir kitle bulursa, mamografın bir oluşum göstermemesine, kanser belirtilerinin mamografide negatif olmasına rağmen sonucun açıklığa kavuşturulması için alternatif yöntemler denenmelidir.

Yanlış Mamografi ile tanısı konan kanserler tedavi edilebilir kanserlerdir.

Doğru Mamografi meme kanserinin erken aşamadayken tanısının konmasını sağlayan mükemmel bir araçtır. Göğüsteki anormalliklerin büyük bir kısmı mamografi ile görüntülenebilirken, bir kısmıda görüntülenemez. Bazı kanserler çok saldırgan olabilirler ve vücudun başka bölgelerine mamogram ile görüntülenebilecek boyuta gelmeden önce sıçrayabilirler. Genelde, meme kanseri çok yavaş gelişen bir hastalıktır. Meme kanserinin, tek bir hücre boyutundan bir santimetre çapında bir tümör boyutuna ulaşması altı ila sekiz yıl alabilir. Bu çok uzun gelişim süreci, saldırgan kanserlerin kan veya lenf sistemi aracılığı ile vücudun başka bölgelerine taşınmasına olanak tanır. Bu nedenle, düzenli mamografiye başlamaya yaşı sayılan 40 yaşından önce kadınların 20 yaşından başlayarak aylık kişisel göğüs kontrolü yapmaları ve 30 yaşından başlayarak yıllık klinik göğüs kontrollerine başlamaları önerilir.

Yanlış Meme kanseri bulaşıcıdır.

Doğru Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Meme kanseri göğüs hücrelerinin sayısının kontrolsüz olarak artımı olarak tanımlanabilr. Bu kontrolsüz artım göğüs dokusundan yapılmış tümör oluşumuna neden olur. Bir kadının hücrelerinde oluşabilecek bu tipte değişimler başka bir kadını etkilemez.

Yanlış Bütün göğüs kitleleri kanserdir.

Doğru Genelde, göğüste bulunan kitlelerin %80i kanser olmayan değişimlerdir. Bu yüzde ilerleyen yaş ile değişir. Genç kadınlarda bulunan kitlelerin %80inden fazlası kanser olmayan değişimler iken, ilerleyen yaşla birlikle kanser olan kitlelerin yüzdesi de artar. Bununla birlike, yaş faktöründen bağımsız olarak göğüste bulunan her kitlenin bir doktor gözetiminde tam tanımlanmasının yapılması önerilir. Özellikle iki adet dönemi boyunca kalıcılığını koruyan veya küçülme göstermeyen değişimlerin kesinlikle doktora bildirilmesi önerilir.

Yanlış Göğüslerinde normalde yumrular (kitleler) bulunan kadınların meme kanserine yakalanma riski daha fazladır.

Doğru Geçmişte uzmanlar göğüsleri doğal olarak yumru yumru olan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin daha fazla olduğuna inanmışlardı. Ancak, yapılan istatistikler bunun doğru olmadığını gösterdi. Göğsünde doğal olarak kitleler bulunan kadınlar kanser olmayan fibrokistik değişimlere sahiptirler. Fibrokistik değişimlerin belirtileri arasında, kistler (cepler halinde sıvı toplanmaları), fibrosis (bağlayıcı doku da yara benzeri oluşumlar), yumrulaşma, artan hassasiyet ve göğüs ağrısı vardır. Kanser olmayan bu tip oluşumlardan oldukça nadir görülen atypical hyperplasia (göğüs hücreleri sayısında görülen anormal artış), meme kanserine yakalanma riskini arttırabilir. Ancak, göğüs biopsilerinin yaklaşık olarak %3ün de atypical hyperplasia (AH) tanısı konmaktadır.

Yanlış Eğer göğüsteki kitle ağrı veriyorsa, kanser değildir.

Doğru Meme kanserlerinin bazılarında ağrı vardır, ancak çok nadir durumlarda ağrı tek başına bir meme kanseri belirtisidir. Eğer göğüs ağrısı şikayeti anormallik gösteren bir mamogram ile desteklenmiyorsa, doktorların pek çoğu daha detaylı görüntüleme yöntemlerini gereksiz bulurlar çünki bu gibi durumlarda meme kanseri riski çok azdır. Göğüs ağrısı kanser olmayan göğüs şikayetleri arasında en yaygın olanlardandır ve pek çok nedenden dolayı olabilir. Her iki göğüstede bulunan ağrıların kanser belirtisi olma olasılığı göreceli olarak yalnızca tek göğüste bulunan ağrılardan daha azdır.

Yanlış Kişisel meme kanseri kontrolü yapılması en uygun yer banyodur.

Doğru Kişisel meme kanseri kontrolü banyo da da yapılabilir, ancak ıslak, sabunlu eller kadının göğsündeki anormallikleri hissetmesini zorlaştırabilir. Buna ek olarak, soğuk hava ve su, göğüs ve göğüs ucunun sertleşmesine neden olarak değişimlerin hissedilmesini güçleştirebilir. 20 yaş ve üstündeki her kadın aylık göğüs kontrollerini üç ayrı pozisyonda yapmalıdır. Yatarak, ayakta ve bir aynanın önünde (göğsün görsel kontrolü için).

Yanlış Küçük göğüslü kadınlar meme kanserine yakalanmazlar.

Doğru Meme kanseri dokusunun miktarının meme kanserine yakalanma riski üstünde hiç bir etkisi yoktur. Göğüs boyutunun kesinlikle meme kanseri riski ile bağlantısı yoktur.

Yanlış Kahve içmek meme kanserine yakalanma riskini arttırır.

Doğru Kahve meme kanserine yol açmaz. Fareler üzerinde yapılan bazı çalışmalar, kahvenin aslında kanser riskini azalttığını göstermiştir. Uzmanlar geçmişte kafeinin fibrokistik değişimlere (sıkça görülen kanser olmayan değişimler) neden olmasından dolayı kanser riskini arttıran bir faktör olarak görmüşlerdi. Bazı kadınlar kafein alımını azaltmak amacı ile kahve, çay, çikolata ve kolalı içecek tüketimini azalttıklarında vücuttaki sıvı tutumunun azalmasına bağlı olarak göğüsteki bazı rahatsızlık hislerinin azaldığını gözlemleyebilirler. Aslında bu konu uzmanlar arasında tartışmalı bir konudur, çünkü bu konuda yapılan araştırmaların sonunda tutarlı ve güvenilir sonuçlara ulaşılamamıştır.

Yanlış Koku/ter önleyici deodarantlar önemli kanser sebeplerinden biridir.

Doğru Koku/ter önleyici deodarantlar kansere yol açmazlar. İnternette yaygın olarak dolaşan e-mail’lerden birinde terlemeyi önleyici deodorantların vücudun zararlı maddeleri (toksinleri) dışarı atmasına engel olarak kansere yol açtığı yönünde bazı saptamalara yer verilmiştir. Bu mesaja göre, vücuttan atılması gereken bu zararlı maddeler (toksinler), atılamadıkları için koltuk altındaki lenf benzlerinde birikmekte ve hücrelerde bazı değişikliklere yol açarak kanser oluşmasına yol açmaktadırlar. Gerçekte ise, terleme ile vücuttan atılan maddeler %99.9 oranında su, sodyum, potasyum ve magnezyumdur. Sonuç olarak terleme ile atılan toksik maddeler olmadığı için bu sav bilimsel dayanağa sahip olmaktan uzaktır.

Yanlış Haşere öldürücüler, tarım ilaçları, kuru temizleme kimyasalları kansere neden olur.

Doğru Geçmiş yıllarda yapılan bazı küçük ölçekli çalışmalarda, yukarıda belirtilmiş olan kimyasal maddelerin meme kanserine yakalanma riskini arttırma olasılığının var olduğu ortaya konmuştur. Ancak çoğu uzman bu çalışmaların sonucuna kuşku ile bakmaktadır, çünkü bu küçük ölçekli çalışmaların sonuçları daha büyük ölçekli çalışmaların sonuçları ile çelişmektedir. Söz konusu küçük ölçekli çalışmaların yeterli istatiksel güvenilirliğe sahip olmadığı, tıp çevrelerince kabul edilmektedir.

Yanlış Emzirme meme kanserine yol açar.

Doğru Emzirme meme kanserine yol açmaz. Aslında, bazı ön çalışmalar emzirmenin meme kanseri riskinde azalmaya yol açtığını göstermiştir. Bu bulgu henüz daha geniş kapsamlı çalışmalarca henüz onaylanmamıştır. Emziren kadınlarda meme kanserine yakalanabilir ama, emzirmemiş kadınlara oranla daha fazla meme kanserine yakalanma riski taşımazlar.

Yanlış Geçmişte meme kanserine yakalanmış kadınlar hamile kalmamalıdırlar.

Doğru Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, hamilelik süresince oluşan hormonal ve metabolik değişimlerin meme kanserinin tekrarlaması riskini ciddi bir oranda arttırmadığını göstermiştir. Buna ek olarak, hamile kalınma sayısının ve tedavi ile hamilelik arasındaki zaman aralığının da uzun dönem kanser tedavisi ve riski üzerinde gözlemlenebilir bir etkisi görünmemiştir. Ancak, meme kanseri tedavisi görmüş ve hamile kalmak isteyen kadınların bu isteklerini hamilelik öncesi doktorları ile konuşmaları önerilir.

Yanlış Göğüs akıntıları meme kanseri belirtisidir.

Doğru Göğüs akıntılarının çoğunluğu kanser belirtisi değildir. Kadınların yaklaşık olarak %20 si süte benzeyen, donuk yada şeffaf yapıda anlık göğüs akıntıları gözlemler. Kadınların neredeyse %60a yakın kısmı kişisel göğüs kontrolü sırasında bazı akıntılar görebilir. Genel olarak, eğer akıntı şeffaf, süte benzeyen, sarı yada yeşilse kanser belirtisi olarak kabul edilmez. Kanlı yada suya benzeyen akıntılar normal olarak kabul edilmez, ancak bu anormal akıntıların ancak %10 u kanser ile ilişkilidir. Kanlı akıntıların çoğu kanser olmayan papilomalara bağlıdır. Ancak kuşku uyandıran her akıntı doktorlarla tartışılmalı ve klinik kontrollerle nedenleri açıklığa kavuşturulmalıdır. Göğüs akıntıları aşağıdaki özellikleri taşıyorsa kuşkuludur;

Kanlı yada suya benzeyen yapıda ve kırmızı, pembe yada kahverekli akıntılar

Yapışkan bir yapıya sahip ve şeffaf yada donuk siyah-kahverenkli ise akıntılar

Göğüs sıkılmaksızın oluşan anlık akıntılar

Sürekliliği uzun olan akıntılar

Tek taraflı akıntılar

Süte benzemeyen akıntılar

Yanlış Telli sütyenler meme kanserine yol açar.

Doğru Bir kaç yıl önce yayınlanan ‘Ölmek için Giyinmek’ (Dressed to Kill) adlı bir kitapta telli sütyenlerin kullanımının lenf sıvısı akımını engelleyerek meme kanserine yol açtığı iddal edilmişti. Bu kitabın yazarları gelişmiş ülkelerdeki meme kanseri oranları ile az gelişmiş ülkelerdeki oranları karşılaştırmışlar ve aradaki farkın sütyen kullanımı alışkanlığına bağlanabileceğini önermişlerdi. Meme kanseri ve sütyen kullanımı arasında ki bu ilişki doğru değildir. Bu kitabın yazarları araştırmalarında bugün meme kanserine yakalanma riskini arttırdığı bilinen diğer parametreleri (yaş, aile tarihçesi, çevre, sosyal faktörler, genetik, çocuk sahibi olmama, adet görmeye başlama yaşı gibi) dikkate almamışlardır.

Yanlış Göğüs yaralanmaları meme kanserine yol açar.

Doğru Göğüs yaralanmaları ve travmaları meme kanserine yol açmaz. Ancak, yaralanmalar sonucunda göğüste berelenmeler ve kanser olmayan kitleler oluşabilir. Göğüsteki yağ dokusunun şişmesi veya hassaslaşması sonucu ‘Fat necrosis’ adı verilen ve kanser olmayan oluşumlar gözlenebilrsede, genellikte bu durum bir ay içinde ortadan kalkar. Bu tip oluşumlar zaman zaman mamogramların değerlendirilmesini güçleştirebilir.

Yanlış Meme kanseri tanısı konmuş kadınlar göğüslerini kaybederler.

Doğru Meme kanseri tanısı konmuş kadıların büyük bir çoğunluğu tedavilerinin bir parçası olarak ameliyat geçirirler. Ancak, erken aşama meme kanseri tanısı konmuş kadınların artan bir çoğunluğu yalnızca kitlenin alınması (lumpektomi) ve radyasyon terapisi görmektedirler. Lumpektomi kitlenin ve onu çevreleyen dokunun (marjin) alınması işlemidir. Yapılan araştırmalar göstermiştirki lumpektomi ve ardından yapılan radyasyon tedavisi erken aşamadaki meme kanserleri için tüm göğsün alınması (mastektomi) kadar etkindir. Ancak, mastektomi yada lumpektomi arasındaki seçim pek çok faktörün bir bileşkesidir. Alınacak tümörün büyük olması durumunda, bazen operasyon öncesi kemoterapi (anti-kanser ilaçlarının kullanılması) uygulanarak tümör boyutunda küçülme sağlanır ve mastektomi yerine lumpektomi yapılabilinir. Göğsün korunmasına yönelik tedavilere her geçen gün yenileri eklenmektedir.

Yanlış Mastektomi (Göğsün tamamen alınması operasyonu) kanserin yenilemesi riskini tamamen ortadan kaldırır.

Doğru Mastektomi kanserin yenilemesi riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Bazı kadınlarda mastektominin dikiş bölgelerinde kanserin yenilenmesi görülmüştür. Ayrıca kanserin lenf bezlerine ve vücudun diğer bölgelerine yayılmış olma riski vardır. Mastektomi gören kadınların büyük çoğunluğu kanserin göğüs dışındaki bölgelere yayılmamasından emin olmak amacı ile aynı zamanda dış lenf bezlerinin alınması operasyonunu da geçirirler.

Yanlış Koruyucu mastektomi (Göğsün tamamen alınması operasyonu) operasyonu geçiren kadınlar meme kanserine yakalanmazlar.

Doğru Koruyucu mastektomi meme kanseri için yüksek risk grubunda bulunan kadınların bir yada her iki göğsünün meme kanserinin oluöumunun önlenmesi amacı ile alınması operasyonudur. Araştırmacılar koruyucu mastektominin kadınları nasıl etkileyeceği konusunda hala emin değiller. Bu koruyucu operasyon saldırgan tümörleri olan kadınların yaşam süresini uzatabilir. Ancak, bazı kadınlar yüksek risk grubunda olmalarına rağmen hiç bir zaman meme kanseri hastası olmazlar, dolayısı ile böyle bir operasyon artan bir yarar getirmez. Göğüs dokusu boyuna doğru, koltuk altında ve göğüs duvarında da vardır, ve vücudunda göğüs dokusu bulunan her kadın meme kanserine yakalanma riskini korur.

Yanlış Kemoterapi kadınların saçlarının dökülmesine yol açar.

Doğru Saç kaybı (alopecia) kemoterapinin geçici yan etkilerinden biridir. Saç kaybı ve kemoterapinin diğer yan etkileri kullanınal ilaçlara, dozlarına ve nasıl verildiklerine bağlıdır. Kemoterapinin yan etkileri her kadında varkı yoğunlukta hissedilir. Saç kaybından etkilenen kadınların, saç kaybı genellikle kemoterapinin başlamasının üçüncü haftasında oluşur. Kadınların büyük çoğunluğunda, kemoperapinin bitmesi ile birlikte saçlarda uzamaya başlar. Kemoterapinin diğer yan etkileri arasında: enfeksiyon riskinin artması, kansızlık, kanama riskinin artması, ağız yaraları, ishal, kabızlık, karıncalanma veya yanma hisleri, deri rahatsızlıkları (kızarıklık, döküntü, akne), tırnaklarda koyulaşma, kırılganlaşma yada çatlama, böbrek ve mesane enfeksiyonları, kemoterapinin hemen ardından gelen nezle benzeri belirtiler, vücutta sıvı toplanması, adet periyotlarında düzensizleşmeler ve menapoz benzeri belirtiler vardır. Zofran (genel adı: ondansetron) ve Kytril (genel adı: granisetron hydrochloride) gibi yeni ilaçlar mide bulantısı, ishal ve kusma gibi en sık görülen yan etkilerin azalmasında oldukça başarılı olmuşlardır. Birleşik devletler, ulusal meme kanseri organizasyonları birliği (National Alliance of Breast Cancer Organizations) eski kemoterapi ilaçlarından olan cyclophosphamide, methotrexate, flouracil (CMF) in, Adriamyacin (genel adı: doxorubicin) gibi yeni ilaçlardan daha az yan etkileri olduğunu belirtmektedir. Yeni ilaçların yardımı ile her geçen gün kemoterapinin yan etkileri daha etkin bir şekilde kontrol altına alınmaktadır.

Yanlış Ağızdan alınan doğum kontrol hapları meme kanserine yol açar.

Doğru 10 yıldan daha uzun süreli kullanımlarda bile doğum kontrol hapları meme kanserine yol açmaz. Doğum kontrol hapları meme kanseri riski ile bağlantısı olduğu bilen östrojen ve progesteron hormonlarını küçük oranlarda içerir ancak bu hormonların oranları dikkate değer bir risk yaratmaktan çok uzaktır. Günümüzde kullanılan doğum kontrol haplarının büyük bir çoğunluğu 1975 yılında kullanılan haplardan %50 ila %100 oranında daha az hormon içeren düşük hormon içerikli formüllere sahiptir. Düşük hormon içerikli formüller, orjinal doğum kontrol haplarının şişkinlik gibi bazı hoş olmayan yan etkilerinin giderilmesi amacı ile geliştirilmişlerdir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, 1976 ila 1992 yılları arasında hastalanan 3,383 meme kanseri kadın incelenmiş ve genel olarak meme kanseri ile doğum kontrol hapı kullanımı arasında on yılı aşan kullanımlarda bile belirgin bir ilişki gözlemlenememiştir. Ailelerinde meme kanseri görülmüş kadınlarda bile doğum kontrol hapı kullanımına bağlı olararak risk artışı gözlemlenmemiştir. Bütün bunlara rağmen, yüksek meme kanseri riski taşıyan kadınların doğum kontrol hapı kullanmaya başlamadan önce bu isteklerini doktorları ile tartışmaları önerilir.

Yanlış ‘Lobular carcinoma in situ (LCIS)’ teşhisi konmuş kadınlar hayatlarının daha sonraki döneminde kesinlikle meme kanseri hastası olurlar.

Doğru Lobular carcinoma in situ (LCIS) süt bezlerinde oluşan çok erken aşamadaki bir kanserdir, ve oluştuğu süt bezinin duvarını geçmemiştir. Teknik açıdan bakıldığında LCIS, 0. düzey (stage 0) bir kanserdir. Ama doktorların büyük çoğunluğu LCIS’i kanser olarak sınıflandırmazlar. Buna rağmen, LCIS meme kanseri riskinin arttığını gösteren bir işarettir, ve LCIS tanısı konmuş kadınlar hayatlarının daha sonraki aşamalarında meme kanserine yakalanmaya daha yatkın olurlar

Meme Kanserine Nasıl Tanı Konulur?

Meme kanserinin en yaygın belirtisi ağrısız bir kitlelenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek gürülen belirtileri arasında, göğüste oluşan geçici olmayan değişimler, (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş yada bozulmalar, ve anlık akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzre göğüs ucu belirtileri). Tedavisi en kolay olan erken aşamadaki meme kanseri tipik olarak hiç bir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir.

Meme kanserine erken aşamada tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır. Erken tanı için temelde önerilen biri birini tamamlayıcı üç yöntem vardır;

Kişisel (Kendi kendine yapılan) göğüs kontrolleri

Klinik (Doktor tarafından yapılan) göğüs kontrolleri

Mamogramlar

Normal de doktorlar 20 yaşından sonra her ay kişisel göğüs kontrollerinin yapılmasını, kırk yaşından sonrada yılda bir kez olmak üzre klinik göğüs kontrollerini ve mamografiyi önermektedirler. Ancak daha sonraki mamogramlarınıza referans olması için otuzlu yaşlarınızda en azından bir mamogram çektirerek saklamanız önerilir. Burada verilen başlama yaşları, toplumun geneli için önerilmektedir, eğer yüksek risk grubunda olduğunuzu düşünüyorsanız kontrol programınızı dokturunuz ile konuşmalısınız. Kanserlerin küçük bir bölümü mamografi tarafından tanımlayamayacağı için, mamografiyi klinik göğüs kontrollerine alternatif olarak görmek yanlıştır.

Eğer bu testlerden birinde normal olmayan bir belirtiye raslanırsa, durumu açıklığa kavuşturmak için belirleyici testler yapılacaktır. Unutmayın ki, göğüs kontrollerınde bulunan kitlelerin büyük bir kısmı kanser olmayan gelişimlerdir.

Kontroller sonrası şüphelerin giderilemediği durumlarda, kesin tanının konması amacıyla biyopsi yapılır. Kitlenin büyüklüğüne, yerine, dokturun yada hastanın tercihine bağlı olarak biyopsi lokal anestezi alıtında iğneler le yapılabileceği gibi, ameliyatla kitlenin çıkarılmasıylada yapılabilir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Endometrium-Rahim Kanseri

Endometirum kanseri özellikle son yıllarda gelişmiş ülkelerde artış göstermektedir.Hastalığın %95'i 40 yaşın üzerinde görülür.

Risk Faktörleri

Endometirum kanseri normal, atrofik, ya da hiperplazik endometriumda gelişebilir.Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte progesteron ile karşılanmamış östrojen ana risk faktörüdür.Bazı kadınlarda ise östrojen ya da hiperplaziden bağımsız olarak oluşur. Genel olarak östrojene bağımlı tümörler daha iyi gidişatlıdır.Diğer risk faktörleri olarak yumurtalıklarla ilgili problemler, şeker hastalığı, hiç çocuk doğurmamış olmak, erken yaşta adet görmeye başlamak, menopoza geç yaşta girmek, kilo fazlalığı, yüksek tansiyon, atipili endometrial hiperplazi sayılabilir. Enteresan olarak sigara endometrium kanseri riskini azaltır.

Belirtiler

Erken evrede pek fazla bulgu vermez. En sık rastlanan yakınma anormal vajinal kanama ve akıntılardır. Kanamaların büyük bir kısmı menopoz sonrası kanamalardır.Hastalık ilerledikçe ağrı ve bası bulguları ortaya çıkabilir.Özellikle menopoz sonrası dönemde bütün kanamalar mutlaka araştırılmalıdır.
 


Tanı

Endometrium kanserinin kesin tanısı, biopsi ve patolojik incelemeler ile konur.Smear'ın tanıda yeri yoktur. Vajinal ultrasonografi oldukça yardımcı bir yöntemdir. Menopoz sonrası dönemde ultrasonda endometrium kalınlığının 5 mm'den fazla olması biopsi alınmasını gerektirir.Yine endometriumun ultrasonda düzensiz görünmesi habaset lehine olarak yorumlanabilir. Bilgisayarlı tomografi tanı konmuş endometrium kanserlerinde hastalığın yayılımının değerlendirilmesi açısından önem kazanır.

Evreleme ve prognoz

Hastalığın uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesi için hastalığın evresinin yani yayılımının bilinmesi elzemdir. Endometrium kanserinde evreleme klinik değil cerrahi olarak yapılır. Hasta ameliyata alınır rahim ve yumurtalıklar çıkartılır, karın içindeki sıvılardan ve şüpheli alanlardan örnek alınır. Bunların değerlendirilmesi sonucu evreleme yapılır. Bütün kanserlerde olduğu gibi endometrium kanseri evreleri de 1 den 4'e kadar sıralanır. Evre 1 en erken evre 4 ise en ileri evreyi temsil eder. Hastalığın gidişatı, yani prognozu hücrelerin tipine, evresine, yayılım alanlarına, lenf nodu tutulumuna bağlıdır.Son yıllarda bazı genlerin varlığı ya da yokluğunun da prognozu etkilediği öne sürülmektedir.

Tedavi

Uzun yıllardır u kanser türünde tedavi olarak rahim ve yumurtalıkların bir arada çıkartılması uygulanmaktadır.Hastaların büyük bir kısmı Evre 1 de yani olay rahim dışına ulaşmadan yakalandığından bu tedavi yeterli olmaktadır. Eğer risk faktörleri varsa veya şüpheli alanlar görülürse lenf nodları da çıkartılabilir.Bazı yazarlar seçilmiş vakalarda operasyon sonrası radyoterapi önermektedirler.Evre 2 de tümör servikse de yayılacağından prognoz biraz daha kötüdür.Günümüzde geçerli olan tedavi yaklaşımı basit histerektomi, yumurtalıkların alınması ve lenf nodlarından biopsi alınmasıdır.Lenf nodu metastazı yok ise ameliyat sonrası radyoterapi gerekmez. Evre 3 ve 4 vakalarda ise kanserli dokuların tamamının çıkartılması mümkün olmayabilir. Cerrahın tekniği ve tecrübesine göre rahim, yumurtalıklar çıkartılır ve bunlara ilave olarak karın zarı (omentum), barsakların tutulmuş kısımları ve etkilenmiş organlar çıkartılabilir.Bu hastalarda ameliyat sonrası ilave kemoterapi ve radyoterapi gerekir.

Sağkalım

Evre 1 endometrium kanserinde 5 yıllık sağkalım oranları % 90 civarındadır. Bu oran Evre 2 olgularda bir miktar düşüşle %69*83 arasında bulunmuştur. Evre ilerledikçe sağkalım %40lar civarına iner. Nüks olursa bu ilk 2 yıl içinde en fazla oranda görülür. 5 yıldan sonra nüks son derece nadirdir.

Yorum (yok) Yorum yaz!