MESANE KANSERİ

Mesane idrar depolayan ve işemeyi sağlayan organdır. Mesane kanseri, genitoüriner kanserlerin ikinci sıklıkla görülenidir. Ortalama görülme yaşı 65 tir. Erkek ler kadınlardan 2 - 3 kat daha fazla mesane kanserine yakalanırlar. Tanı konulduğunda %85 kanser mesaneye sınırlı, %15 inde ise lenf nodülleri tutulumu veya uzak metastazlar mevcuttur.

Mesane Kanseri Derecelendirme:

TIS : Karsinoma insutu
Ta :Tümör mukozada sınırlı
T1 :Tümör submukozada
T2 : Tümör yüzeyel adalede
T3a : Tümör tüm mesane adelesini tutmuş, fakat ekstravezikül yayılım yok.
T3b : Tümör extravezikal yayılım mevcut
T4 : Lenf nodülü veya komşu organ metastazı mevcut, uzak organ metastazı mevcut.


Mesane kanserlerinin %98 i epitelyal ve bunlarda çoğu transizyonel hücreli karsinomlardır. Tüm mesane kanserlerinin %90 ı transizyonel hücreli karsinomlardır. Bu lezyonlar genellikle papiller özellik gösterir ve mesane içeriside yer işgal eden bir lezyondur.
Tümörün invazyonu, rekürrensi ve progresyonu sıklıkla tümörün gradesi ile yakın ilişkidedir. Düşük gradeli tümörde 10 yıllık yaşam %98 iken yüksek gradeli tümörde ise %35 dir.

y_zeyel_mesane_ca.jpg

Üst Resim:Sistoskopi ile mesane içinde çeşitli mesane tümörleri görülmekte

mesanede_t_m_r_gross.jpg

Üst Resim: Ameliyatla çıkarılmış mesane içinde oldukça büyük tümör

Mesane kanserli hastaların %85-90 ında kanlı idrar (hematüri) ilk gözlenen semptomdur. Hematüri genellikle ağrısızdırü, aşikar veya mikroskobik, aralıklı veya sürekli olabilir. Bazı hastalarda sık sık idrara çıkma, idrarını yetiştirememe ve yanma gibi belirtiler olabilir.
Mesane tümörü için birçok görüntüleme tekniği kullanılmasına rağmen, sistoskopi ve biopsi ile doğrulama gereği vardır.
İntravenöz ürografi hematürinin tanımlanması için sıklıkla kullanılan bir tetkiktir. IVP de mesane içerisine doğru uzanan papillamatoz oluşum dolma defekti şeklinde kendini göstermektedir. Abdominal ultrasonografi ile mesane tümörleri ve üst üriner sistem değerlendirilebilir. Mesane doldurulduğunda mesane içerisinde yer işgal eden lezyon tanımlanabilir.
Tanı ve başlangıç derecelendirme için, sistoskopi ve transüretral rezeksiyon yapılmalıdır. Sistoskopi sırasında tümör önce belirlenir ve rezeksiyon yapılır.
Yüzeyel (mesane duvarında derinleşmemiş) mesane kanserli hastalar, transüretral rezeksiyon ve intravezikal tedavi ile takip edilebilir. Başlangıçta düşük grade küçük tümör ve progresyon için düşük riske sahip olanları ise intravezikal tedavi vermeksizin transüretral rezeksiyonla izlenebilir. T1 tümörlü bir hastadan eğer; multiple lezyon varsa, tümör büyükse ve rekürren tümör varsa bu hasta intravezikal kemoterapi için adaydır. T1 grade III lü hastalar için bazı klinikler progresyon oranının yüksek olması nedeni ile sistektomi önermektedirler. T1 tümörlü hastalarda intravezikal tedavi ile rekürrens oranı azalmakta isede rekürrens olduğunda agresif tedaviye ihtiyaç olmaktadır.
T2, T3 hastalığı olan hastalarda seçilecek tedavi agresif olmaktadır.(parsiyel veya radikal sistektomi) veya sistektomi+kombine tedaviler seçilebilir.(Radyoterapi veya kemoterapi)


Mesane kanseri için tedavi alternatifleri
TIS TUR+intravezikal kemoterapi
(BCG)
Ta(tek, düşük grade TUR (Yanlızca)
rekürrens yok)
Ta (geniş, multiple TUR+intravezikal kemoterapi
yüksek grade ve (BCG)
rekürrens var)
T1 TUR+İntravezikal kemoterapi
T2,4 a) Radikal sistektomi,
b)Neoadjuvankemoterapi+Radikal sistektomi
c) Radikal sistektomi+Adjuvan kemoterapi
d) Kombine
T, N+,M+ Sistemik kemoterapi+sistektomi veya radyoterapi

TEDAVİ

mesane_ca.jpg

A- İntravezikal Kemoterapi: Süperfisiyal mesane kanserli hastalarda en büyük problem, tümörlerin nüksetmesidir. İleri stage ve gradli tümörlerde nüks oranı daha fazladır. Nüksü önlemek önemlidir. İmmuno veya kemoterapik ajanların üretral kateterden mesaneye verilmesi rekürrens oranını azaltmak içindir. İntravezikal tedavinin 2 amacı vardır; birincisi profilaktik diğeri ise tedavi amacıdır. Kullanılan ajanlar 6-8 hafta, haftada bir kullanılmakta ve sonra aylık veya iki ayda bir sürdürülmektedir. Teropatik ajanların intravezikal verilmesi ile, primer olarak irriratif semptomlar gözlenmesi doğaldır. Sistemik yan etkilerinin görülmesi azdır. Çünkü mesaneye verilen ilaçların mesane lümenini geçmesi oldukça sınırlıdır. Gross hematürisi olan hastalarda intravezikal kemoterapinin verilmemesi de sistemik komplikasyonları önleyecektir. İntravezikal ajan verildikten sonra mesanedeki ilacın kalış süresi 1-2 saat olmalıdır. Günümüzde en sık kullanılan ajanlar, Mitomycin-C, Thiotepa, Doxorubicin, Bacillus Calmette-Guerin (BCG) dir.

1- Mitomycin-C: Mitomycin-C; Antitümoral, DNA sentezini inhibe eden bir ajandır. Moleküler ağırlığı 329, sistemik toksitesi minimaldir. Mitomycin-c ile komplete cevap %36-78 oranında değişmektedir. Transüretral rezeksiyondan sonra rekürrensi %33 oranda azaltmaktadır. Yan etkileri %10-43 oranındadır. Yan etkileri oranında daha ziyade irritatif semptomlar yer almaktadır. Mitomycin-C alanların %6'sında ellerde ve genital bölgede kızarıklar gözlenebilir.

2- Thiotepa: Alkille edici bir ajandır, monokül ağırlığı 189 ve 30 mg. haftalık dozlarda kullanılır. Komplet cevap %55 civarındadır. Rekürren oranı oldukça azdır. Sistemik yan etkileri fazladır. Trombositopeni ve lokopeni %9 oranında gözlenir. İrritatif semptomlar oldukça azdır. Hastalara ilaç verilmeden önce kan sayımı yapılmalıdır.

3- Doxorubicin: Monokül ağırlığı 580 dir ve sistemik yan etkileri oldukça azdır. Komplet cevap %38 dir. Profilaktik bir ajandır. Sistit görülen yan etkilerindendir.

4- BCG Bacilius Calmette Guerin: BCG, mikobacterium, bovinin canlı şusudur. BCG'nin antitümöral etki mekanizması bilinmektedir. İntravezikal instilasyondan sonra mukozal ülserasyon ve granüloma oluşumu görülmektedir. Böylece helper T lenfositlerini aktive etmektedir. Karsinoma insituda BCG teropatik ve profilaktik amaçla oldukça etkilidir. Komplet cevap %36-71 oranındadır. Rekürren oranı, transüretral rezeksiyondan sonra %11-27 oranındadır. Hastaların çoğunluğunda irritatif semptomlar gözlenmektedir. Hemorajik sistit %7 oranında gözlenir. Sistemik enfeksiyon %2 oranında gözlenir. Hastalardaki orta ve ılımlı enfeksiyonda isoniazit (INH) (300 mg. günlük) verilir vede BCG dozu azaltılır. İsoniazit intravezikal BCG verilmeden 1 gün önceden başlanır. (Hastada şiddetli şikayetler varsa intravezikal BCG verilmesi durdurulur. INH ve Rifampicin (600 mg./gün) verilir. Hastada septik tablo varsa (ateş, konfüzyon, hypotansiyon, respiratuar yetersizlik) INH+rifampicin+etambutol (1200 mg.) ve Siklosporin (500 mg. günde iki kez) verilmelidir.
CERRAHİ

1- Transuretrel rezeksiyon: TUR, tüm mesane kanserleri için başlangıç tedavi formudur. Hastalığın stage ve gradesini tanımlamada yararlı olmaktadır. Hastada, tek, düşük grade ve non ınvazıf tümör sözkonusu ise yanlızca TUR-B yapmak yeterli olacaktır.

2- Parsiyel sistektomi: Mesanenin lateral veya kubbesinde soliter infilitratif tümörü olan (T1,T3) hastada veyahutda mesane divertikülü içerisinde tümörü olan hastalar parsiyel sistektomi adaylarıdır. Tümörlü hücrenin yara dudaklarına implantasyonu için bu hastalara küçük dozlarda (1000-1600 cGy) ve intravezikal kemoterapi preoperatif verilmesi uygundur.

3- Radikal sistektomi: Radikal sistektomi; anterior pelvik organların kaldırılmasıdır. Erkekte; mesane ve çevre yağ dokuları, periton, prostat ve seminal veziküller. Kadında; mesane ve çevre yağ dokusu, periton, cervix, uterus, anterior vagina, urethra ve overler rezeke edilmektedir. Eğer erkekte prostatik üretdada invazyon sözkonusu ise üretrektomide aynı anda yapılmalıdır.

4- Radyoterapi: 5000-7000 cGy, 5-8 haftalık sürelerde verilir. İnfintratif hastalıkta radikal sistektomiye alternatiftir. Genellikle iyi tolere edilmesine rağmen, %15 hastafada barsak, mesane ve rektal komplikasyonlar gözlenir. Beş yıllık yaşam T2 ve T3 için %41-18 oranında değişir.

5- Kemoterapi: Mesane kanseri tanı konulduğunda %15 oranında bölgesel veya uzak metastaz sözkonusudur. İnvazive hastalığı olan hastalarda radikal sistektomi veya radikal radyoterapi sonrasında %30-40 oranında uzak metastaz sözkonusudur. Bu hastalara tedavi verilmez ise yaşam oldukça sınırlıdır. Tek ve kombine kemoterapik ajanlar hastalarda yararlı olmaktadır. Tek başına kullanılan cisplatin ile cevap %30 dur. Diğer etkili ajanlar ise methotroxate, doxorubicin, Vinblantine, 5-gluorouracil dir. Kombine tedavide cevap oranı yükselmektedir. Son zamanlarda Methotrexate, Vinblastine, doxorubicin ve cisplatin (MVAC); Cisplatine, methotrexate ve cyclophonphanide (CISCA) kullanılmaktadır. Ortalama yaşam bir yıldır.

E- Kombine tedaviler: Metastatik mesane kanserlerinde (T2-T4) kombine tedaviler gündeme gelmiştir. Radikal sistektomi öncesi kemoterapi (neoadjuvant) verilerek mesane korunmaktadır. Seçilmiş hastalarda %22-43 oranında, yanlızca kemoterapiyle cevap elde edilmiştir. Alternatif olarak T3-T4 veya N+ olan hastalar da radikal sistektomi sonrası kemoterapi (adjuvant) verilmesi ile rekürrens riski azalmaktadır.
Radyoterapi sonrası lokal ve sistemik hastalık görüldüğünde ilave kemoterapi verilebilir

Yorum (yok) Yorum yaz!

SİSTİTİS NEDİR?

SISTIT

_riner_sistem.jpg

SİSTİTİS NEDİR?

Sistit, idrar kesesi (mesane) nin enfeksiyonudur. Genellikle bir enfeksiyon ajanının idrarda çoğalıp mesane duvarını enfekte etmesi sonucu görülür. Idrar yollarnın en sık görülen hastalığıdır. Zamanında tedavi edilmezse enfeksiyon yayılabilir ve böbrekleri de etkileyerek pyelonefrite yol açabilir. Böbreklerde kalıcı hasarlar olusturabilir.

NASIL TANINIR?

Hastalarda çok sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma ve sızı vardır. Bazen sızı idrar yaptıktan sonra olur ve birkaç damla kan görülebilir. Idrar yaptiktan sonrada sürebilir. Hastalar genellikle idrarlarının bulanik ve kötü koktuğunu söylerler. Gene birçok hastanın ağrılı cinsel ilişki şikayeti vardır.
Sistitin bu klinik belirtileri neredeyse tipiktir ve deneyimli bir ürolog hastanın şikayetlerinden sistit tanısını düşünür.
Sistitte görülen bu belirtiler ne yazıkki mesane tümörlerinde, mesane ve üreter taşlarında da görülürler. Bu nedenle mutlaka ayırıcı tanı yapılmlıdır. Tanı için genellikle idrar ve kan tahlilleri, ultrasonografi ve direkt röntgen filmi yeterli olur. Kronik olgularda damardan ilaç verilerek yapılan röntgen filmleri veya sistoskopik ( üretra ve mesanenin gözlenmesi) tetkikler yapılabilir.

idrarda_l_kositler.jpg

Resim: İdrarda bol miktarda lokosit görülmekte (Sistit)

NEDEN SİSTİT KADINLARDA ERKEKLERE GÖRE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR ?

Kadınların idrar kanalları erkeklere oranla oldukça kısadır. Sistiti oluşturan mikrobik ajanlar genellikle apış arasında bulunurlar ve kadınlarda kolaylıkla kısa idrar kanalından mesaneye ulaşırlar. Cinsel ilişki de bu bulaşmaya katkı sağlar.

NEDEN BAZI KADINLAR SIK SIK SİSTİT GEÇİRİR ?

Sistit için bazı risk faktörleri vardır. Bu faktörlere sahip kadınlar sistite yatkındırlar. Genital hijyenin iyi olmaması, vajinal enfeksiyonlar, gebelikten korunmak için diafram kullanmak, hamilelik, şeker hastalığı olması, sıkı ve sentetik iç çamaşırı giymek, menopoz ve idrar yapmayı erteleme sistit için risk faktörleridir.

SİSTİTTEN KORUNMA YOLLARI

Sistitten korunmak veya en azından sistit ataklarını seyretmek için günde en az 1.5-2 litre ( 8 - 10 su bardağı ) sıvı almalısınız. Böylece varsa bakterileri mesanenizden uzaklaştırır veya üremesine engel olabilirsiniz. Çünkü çok sıvı alıp fazla idrar yaparak bakterilere mesanenizde üreyebilecekleri kadar zaman tanımadan atılmalarını sağlamış olursunuz. İdrarınız geldiğinde bekletmemeli hemen tuvalete gitmeli ve temizliğinizi önden arkaya doğru yapmalısınız. Özellikle sık sistite yakalanan bir kişi iseniz küvet kullanmamalı duş yapmalısınız. İlişki öncesi genital bölgenizi mutlaka yıkamalı, ilişki sonrasında hemen idrar yapmalısınız. Sıkı, dar pantolonlar ve sentetik iç çamaşırları yerine pamuklu çamaşır ve etek giymelisiniz.

akut_sistit.jpg

Resim : Akut sistitte mesane mukozesının görünümü

SİSTİT BULGULARINDA DOKTORA GİTMELİMİSİNİZ ?

Sistit bulgularınız varsa hemen yukarıda tavsiye edilen koruyucu ve önleyici tedbirleri almalısınız. Ancak bunları yapmanıza rağmen 24 saat sonra şikayetlerinizde bir düzelme olmuyorsa sistitin ilerlemesi, böbreklerinize zarar verme ve kronikleşme tehlikeleri taşıyacağından vakit geçirmeden mutlaka üroloji uzmanına başvurmalısınız. Hamile iseniz hiç beklemeden üroloji uzmanına gitmelisiniz. Ayrıca idrarınızda kan varsa, idrarınız bulanık kokulu ise, veya ateş yükselmesi, belinizde ve alt karın bölgenizde ağrı şikayetiniz varsa yine beklemeden üroloji uzmanına başvurmalısınız.

TEDAVİ

Sistitlerin tedavisinde her zaman antibiyotik gerekmesede genellikle antibiyotikler ile tedavi edilir. Sistit çok sık tekrarlamışsa veya kronik sistit varsa tedaviye başlamadan önce idrar kültürü ve antibiyogram için temiz koşullarda idrar alınır ve kültür sonucunda üreyen bakteri ve etkili antibiyotik tespit edilinceye kadar antibiyotik kullanılır, kültür sonucunda kullanılan antibiyotik etkisiz ise etkili antibiyotik ile degistirilir.


*** GÜNCEL ***

Sistit Aşısı Denemeleri

gazete.gif

Solco Urovac adı verilen yeni bir aşı geliştirildi tekrarlayan üriner enfeksiyonu olan hastalarda deneme amaçlı kullanıldı ve 2, 3, 4, 5, 6 ve 12 aylık takipleri sonucu idrar yolları enfeksiyonuna bağlı bakterilerde önemli bir düşüş saptandı. Takipte 1 yılını doldurmuş hastaların % 80 ninin idrarlarında bakteriye rastlanmadı. Denemesi yapılan aşı ve vaginal fitiller halen deneme aşamasında. Ancak sık sık sistit geçiren kadınlar için bir a bir ümit ışığı olabilecek potansiyele sahip görülüyor.

Yorum (yok) Yorum yaz!

BÖBREK TÜMÖRÜ

BÖBREK TÜMÖRÜ

b_b.jpg

RENAL HÜCRELİ KARSİNOM

(hipernefrom, clear karsinoma alvooler karsinom)

Böbrek hücreli kanser (renal cell ca) tüm primer kötü huylu böbrek tümörlerinin % 85 ini yetişkin kanserlerinin de yaklaşık % 3ünü teşkil eder. Tanı sırasında böbrek hücreli kanser olgularının % 30 unun metastatik
hastalığı bulunmaktadır.

Böbrek hücreli kanserlerin en önemli özelliği radyoterapi vea kemoterapiye dirençli olmalarıdır. Hormonal tedaviye de zayıf yanıt verirler.

Böbrek hücreli kanserler eğer erken dönemde yani böbnreğe sınırlı iken yakalanırlarsa cerrahi olarak çıkarılabilirler. Böbreğe sınırlı böbrek hücreli kanser olguları için en etkili tedavi yöntemi budur. Ancak yapılan araştırmalar göstermiştir ki ameliyat sonrası 5 yıl içinde hastaların % 35 - 50 sinde nüks görülebilmektedir.

TANI VE EVRELENDİRME

b_brektm.jpg

Böbrek kanserinin tanısında fizik muayene ve böbreklerin ultrasonu çok önemli yer tutarlar. Böbrek kanseri tanısı konursa evrelemesinde daha ileri tetkikler gerekir. Tomografi, MR ve benzeri görüntüleme yöntemleri kullanılır. Resimde tomografi ile böbrek tümörü görülmekte.

b_brekte_t_m_r.jpg

Stage 1: Tümör böbrek parankimi içinde sınırlıdır. (Perinefritik yağ, renal ven yada regional lenf nodlarının tutulumu yoktur.)

Stage 2: Tümör perinefritik yağ dokusunu tutar ama gerota fasiası içinde sınırlıdır. (Sürrenalleride kapsar)

Stage 3 A: Tümör ana renal veri yada vena cava inferioru tutmuştur.

Stage 3 B: Regional lenf nodlarını tutar.

Stage 3 C: Hem venöz hemde regional lenf damarlarını tutar.

Stage 4 A: Tümör sürrenal ve bunun dışında komşu organları tutar. (Kolon, pankreas gibi)

Stage 4 B: Uzak metastazlar, Robson sistemi hastaların uzun süreli değerlendirilmesinde kolayca kullanılmasına rağmen özellikle stage 3'deki olanların direkt olarak prognoz belirtmede alakalı olmadığı ortaya konmuştur.

TNM sistemi tümör yayılımını açıklamak için daha geçerli sınıflama sistemidir. RCC'deki TNM sınıflama sistemi 1987'de fekron belirlenmiş ve basitleştirilmiştir.


Tx: Primer tümör belirlenemez
T0:Primer tümör bulgusu yoktur.
T1: Tümör böbrekte sınırlanmış, 2.5 cm. yada daha küçük
T2: Tümör böbrekte 2.5 cm'den daha büyüktür
T3: Tümör majör venlere yayılır veya sürrenal yada perinefrit dokulara yayılır ama genoto fasiasını geçmez.
T3a: Tümör adrenal gland yada perinefritik dokulara yayılır ama gerota fasiasını geçmez.
T3b: Tümör büyük oranda renal ven yada vena cava'ya yayılır.
T4: Tümör gerota fasiası dışına yayılır.
Nx: Regional lenf nodları belirlenemez
N0: RLN tutulumu yok.
N1: Tek bir nod tutulumu, 2 cm yada daha düşük
N2: Tek bir nod tutulumu, 2 cm'den büyük ama 5 cm.'i geçmeyen yada hiç birisi 5 cm'den büyük olmayan multıpl lenf nodları.
N3: 5 cm'den daha büyük lenf nodu tutulumu
Mx:Uzak metastaz varlığı tespit edilemez.
M0: Uzak metastaz yok.
M1: Uzak metastaz var.

TEDAVİ

BÖBREK DIŞINA YAYILMAMIŞ TÜMÖRLERDE ; Radikal nefrektomi yapılır. Adrenal, üreterin üst yarısı, renal damarların cıvarındaki lenf bezleri dahil olmak üzere gerota fasiası ve böbreğin blok olarak çıkarılmasına radikal nefrektomi denir.

Radikal nefrektomi açık veya laparoskopik yöntemlerle yapılabilir. Ancak ameliyatın etkin olabilmesi için tümörün böbrek dışına yayılmamış olması şarttır. Böbrek etrafı lenf nodlarının tutulması hastanın yaşama şansını çok azaltmaktadır.

TAKİP

Radikal nefrektomi yapıldıktan sonra hastalar 3-6 ayda bir düzenli olarak takip edilmelidir. Hastalıkta herhangi bir ilerleme olup olmadığı değerlendirilmelidir.

PROGNOZ

Hastaların prognozu, hastalığın evresi ile ilgilidir. T1 tümörü bulunanlarda %88-100, T2 ve T3a tümörü bulunanlarda % 60 , 5 yıllık yaşam süresi öngörülmektedir. T3b tümörü bulunanlarda 5 yıllık yaşam süresi %15-20 dir. Uzak organ yayılımı olan hastalar çok kötü bir prognoza sahiptirler ve kısa süre içinde kaybedilirler.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Doğumsal Böbrek Anomalileri

HER İKİ BÖBREĞİN YOKLUĞU

potter.jpg

5000 doğumda bir görülür. İkinci çocukta tekrarlama riski 1/33'tür. Yandaki resimde görüldüğü gibi bu çocuklar prematürdürler. Potter yüzü denilen, her iki göz arasındaki mesafenin uzaklığı, düşük kulak, geniş ve büyük burun ve kırışık cilt bulunur. Bunun nedeni doğum öncesi idrar yapımı yokluğuna bağlı oligohidroamniozdur. Hastalarda aynı zamanda gelişmemiş akciğer de vardır. Bu çocuklar en geç birkaç gün içinde akciğer veya böbrek yetmezliğinden ölürler.

TEK BÖBREĞİN YOKLUĞU


Böbreğin tek taraflı gelişmesi halidir. Yaklaşık 1000 doğumda bir görülür. Kongenital soliter böbrek de denir. Genellikle o tarafta üreter de yoktur. Hastalarda karşı karşı taraf böbrekdaha fazla gelişir.
Bu anomali ile beraber ürogenital veya diğer sistem kongenital anomalileri de sık bulunur. Bu böbreklerde enfeksiyon ve taş insidansı yüksektir. Genital anomaliler kız çocuklarda daha belirgindir.

Hastalar ya diğer anomaliler nedeniyle yapılan taramalar sırasında ya da tesadüfen bulunur. Komplikasyon veya eşlik eden anomalilerin dışında tedavi gerektirmeyebilir.

ÇOK SAYIDA BÖBREK



Oldukça nadir görülen bir anomalidir. Normal böbreklere ek olarak bir veya daha fazla böbrek gelişmesi halidir. Komplikasyon olmadığı sürece tedavi gerekmez.

MULTİKİSTİK BÖBREK


Tek tarafı tutan, genetik geçişi olmayan bir hastalıktır. Böbrek kistik veya lobüle bir kitle halindedir. Çok sayıda ve çapta kistler bulunur.

Renal displazi, metanefrik dokunun anormal farklılaşmasından kaynaklanır ve düzelmeyen, geri dönüşümsüz böbrek hasarı oluşturur. Displastik böbreklerin yaklaşık %90 nında o böbreğin idrar kanalında tıkanıklık bulunur.

multikist.jpg

Üst resim: Multikistik böbrek (Ameliyat piyesi)

Yeni doğanda karında kitle yapan patolojilerin en sık görülenlerindendir. Multikistik displastik böbrek doğum öncesi ultrasonografik incelemede en sık saptanan kistik anomali olup yaklaşık 4000 doğumda bir görülür.

Ultrasonografide çok sayıda yuvarlak yada oval kistler izlenir. Kistlerin boyutları birkaç milimetreden birkaç santime kadar değişir. Pelvikalisyel sistem ve renal parankim ayırd edilemez, damarsal yapılar tipik olarak yok yada son derece azalmış olarak görülür.

IVP de fonksiyon gözlenemez. Ultrasonografi ve renal sintigrafi tanı koydurur. Hipertansiyona neden olabilir.Alttaki resimde doğum öncesi yapılan ultrasonografide ve doğum sonrası tomografide böbrekte multikistik displazik böbrek görülmekte.

mkdb.jpg

Tanı konulduktan sonra karşı taraf böbreğin değerlendirilmesi çok önemlidir. Karşı taraf böbrekte atnalı böbrek, üreteropelvik bileşke darlığı, vezikoüreteral reflü, multikistik displastik böbrek gibi anomaliler saptanabilir. Belirgin oligohidroamniyoz ve mesane dolumunun gözlenmeyişi, fetal renal hastalığın ciddi olduğunu gösterir. % 10 - 20 arasında görülen iki taraflı multikistik displazik böbrekli çocuklar yaşayamazlar.

Tedavide genellikle hemen cerrahi önerilmez ve olgular takip edilir. Kist sayı ve boyutlarında değişiklikler meydana gelebilir. Hipertansiyon veya kontrol edilemeyen enfeksiyonlar varsa multikistik displazik böbrek cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

POLİKİSTİK BÖBREK



Çocukluk tipi: Irsi (Otozomal resesif) geçer. Her iki böbreği de etkiler . Böbrekler ileri derecede büyük ve düzensizdir. Ağır derecelerinde hastalar doğumu takib eden ilk birkaç günde pulmoner veya renal yetmezlikle ölürler. Daha hafif derecelerinde ise hastalar birkaç yıl yaşayabilir. Ancak bunlar da renal yetmezlik, hipertansiyon nedeniyle erken çocukluk çağında kaybedilirler.
Erişkin tipi: Daha sık karşılaşılır ve otozomal dominan (ırsi) geçer. Her iki böbreği de etkiler . Bulgular 40 yaşın üstünde başlar. Kistlerin çapları birkaç mm. den birkaç cm. ye kadar değişir. Kistik yapıların sayısı zaman geçtikçe artmaz. Ancak bu yapılar giderek büyürler, sağlam böbrek dokusunu basıya uğratır ve hasara uğratırlar. Vakaların %50-60 ında karaciğer, dalak veya pankreasda da kistler görülür. Böbrekler oldukça büyüktürler. Yüzeyleri düzensizdir. Genellikle ilk bulgu ağrıdır. Bu ağrı her iki böğür bölgesinde birden olur. Hastalarda her iki böbrek ele gelir. Hipertansiyon vakaların %60-70'inde vardır. Üremi başlamış ise buna bağlı halsizlik, solukluk, anemi gibi bulgular da tabloya eşlik eder.

IVP oldukça aydınlatıcıdır. Kaliksler genişlemiş ve düzleşmiştir(örümcek deformitesi). Ultrasonografi tanıda en etkili tetkikdir. Tomografiye genellikle ihtiyaç yoktur.

Polikistik böbrek hastaları kronik böbrek yetmezliğine adaydırlar. Bu kaçınılmaz bir sonuç olmakla beraber gelişim süreci geciktirilebilir. Hastalar düşük protein ve bol sıvı diyetine alınmalıdırlar. Günde 3 lt. den fazla sıvı içilmelidir. Hipertansiyon tedavisi yapılmalıdır. Enfeksiyon ve pyelonefrit varsa tedavi edilmesi gereklidir.
Kistler ileri derecede büyüyüp bası semptomları yapıyor ise veya içi abseleşmişse kistektomi yapılabilir. Hastalar uygun dializ proğramına alınmadıkça ve tranplantasyon uygulanmadıkça semptomların ortaya çıktığı yaştan itibaren 10 yıl içerisinde genellikle kaybedilir.

polikistik_b_brek.jpg

Üst resim: Polikistik bir böbrek

BASİT BÖBREK KİSTLERİ


Böbreğin en sık görülen kistleri bunlardır. Tek böbreği veya iki böbreği birlikte tutabilirler. Elli yaşını geçmiş insanların %50'sinde basit böbrek kisti vardır. Ancak çoğunlukla bulgu vermezler. Çaptaları 10 cm. ye kadar varabilir.

Böğür ağrılarına neden olurlar. Direkt üriner sistem grafisinde böbrek kontrünunun düzensizliği görülebilir. Ultrasonografi tanıda en etkili tetkikdir. Tomografiye genellikle ihtiyaç yoktur.

Genellikle tedavi gerektirmez. Ancak hipertansiyon, hematüri, boşaltım sistemi bozuklukları vb. şikayetler yapıyorsa mutlak tedavi gerektirir. Kistler boşaltılabilir veya çıkarılabilir.

basit_kistler.jpg

Üst resim: Böbrekte basit bir kaç kist (otopsi piyesi)

MALTROTASYON



Böbreğin duruşunda bir anormallik olması halidir. Tıkanma ve buna bağlı taş gelişimi riski fazladır. Herhangi tedavi gerektirmez.

EKTOPİK BÖBREK



Bir veya iki böbreğin olması gereken yer dışında yerleşmeleri halidir. 500 - 1000 doğumda bir görülür. Daha çok erkek çocuklarda ve solda görülür. Bu böbrekler obstrüksiyon ve enfeksiyon eğilimlidirler.
Tanı IVP ile konur. Ultrasonografi, etkili bir tetkikdir.

Ektopik böbreklerde komplikasyon olmadığı sürece tedavi gerekmez. Şikayetlere neden oluyorsa böbrek çıkarılabilir.

ATNALI BÖBREK



Böbreklerde birleşme anomalisi söz konusudur. Böbreklerin yeri normalden biraz daha aşağıdadır. İki polü birleştiren dokuya istmus adı verilir ve bu dokuya normal parankimden ya da fibrotik dokudan oluşmuştur. Pelvisler ön taraftadır ve üreterler de önden çıkıp istmusun üzerinden geçerler. Bu bölge genellikle büyük damarların önünde yer alır. 1/400-1/1800 oranında görülür. Şikayetler erken yaşta başlar ve sıklıkla üriner enfeksiyon ve hematüriye bağlıdır.

Teşhis IVP ile konur. Hastaların yaklaşık 2/3 ünde taş, hidronefroz, fonksiyon kaybı ve renal atrofi gibi belirgin anormallikler gözlenir. Tedavi komplikasyonlara yöneliktir.

atnal_.jpg

Üst resim: At nalı böbrek (otopsi piyesi)

Yorum (yok) Yorum yaz!

Böbrek Taş Hastalığı

taslar.jpg


Böbrek ve idrar yolları taşları

Böbrek ve idrar yolları taşlarının %35 i kalsiyum oksalat taşları, %30-35 karışık kalsiyum oksalat ve fosfat, %15-20 magnezyum amonyum fosfat, %5-10 ürik asit taşlarıdır. Kalsiyum fosfat %5, sistin taşları ise %2 oranında görülür. Yani taşların %70 i kalsiyum oksalat içerir.

magnezyum fosfat taşı büyük hali için tıklayın

Yandaki resimde bir magnezyum fosfat taşı görülmektedir. Resmin büyük hali için resim üzerine tıklayın.

Taş oluşumunda genetik, çevresel ve beslenme faktörleri söz konusudur.

Genetik olarak; sistinüri, renal tübüler asidoz, azalmış böbrek aldolaz aktivitesi ve anormal pürin metabolizması gibi faktörler etkendir.

Çevresel etkenler; aşırı sıcaklık ve nemde aşırı sıvı kaybı.

Beslenme faktörleri ; aşırı çiğ yeşil sebzelerin tüketimi kalsiyum oksalat taşlarına, aşırı protein ve hayvansal yağ tüketimi ise ürik asit taşlarına neden olabilir.

Kalsiyumoxalat taşı büyük hali için tıklayın

Kalsiyum taşlarının oluşumunda barsaktan aşırı kalsiyum emilimi önemli rol oynar. Böylece idrarda fazla kalsiyum çıkar ve kalsiyum içeren taşlar oluşur.

Yandaki resimde bir kalsiyun oksalat taşı görülmektedir. Resmin büyük hali için resim üzerine tıklayın.

Kalsiyum taşları oluşumunda diğer önemli bir etken de renal hiperkalsiüri denilen bir durumdur. Burada böbreklerden kalsiyum emilimi bozulur ve idrarla kalsiyum kaybı olur. Böylece kalsiyum taşları oluşabilir. Bu hastalarda paratiroid hormon ve D vitamini artar. Bu durum kan tahlili ile belirlenebilir.

Ürikasit taşı

Ürik asit taşlarının oluşumunda ise asidik idrar, az miktarda idrar ve idrarda ürik asit artışı gibi etkenler rol oynar.

Yandaki resimde bir ürik asit taşı görülmektedir. Resmin büyük hali için resim üzerine tıklayın.

Gut hastalığı, uzun süreli ishaller, kanda ürik asit yüksekliği ve aşırı protein alımı ürik asit taşlarına neden olabilirler.

struvit taşı büyük hali için tıklayın

Bu durumun aksi olarak asit olmayan (alkali ) idrar ise struvit veya infeksiyon ( triple fosfat ) taşlarına neden olabilir. Yandaki resimde bir struvit taşı görülmektedir. Resmin büyük hali için resim üzerine tıklayın.

Taş hastalığı; ağrı, kanlı idrar, bulantı-kusma ve ateş-titreme ile kendini gösterir. Böbrek taşlarında ağrı genellikle böğürdedir ve bu bölge hassastır. Üst idrar yolu taşlarında ise ağrı böğürden kasığa ve aynı tarafta yumurtalıklara veya kadınlarda genital organa yayılır. Mesane ( idrar torbası ) taşlarında ise ağrı penise vurur ve şiddetli idrar şikayetleri görülür. Ateş-titreme enfeksiyona işarettir. İdrar kültürü alınmalı, antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.

Tanı Ultrasonografi ve radyografik olarak konulur. İntravenöz ürografi üriner sistemde tıkanma olup olmadığı, fonksiyon kaybı veya gecikmesi olup olmadığı hakkında fikir verir. Taş, böbrekler ve idrar yolları hakkında bilgi verir ve yapılacak girişimin şeklini planlamada yardımcı olur. Bilgisayarlı tomografi taş hastalığında nadiren gerekir.

Taş Hastalıklarında Tedavi


tasgif.gif

Böbrek ve idrar yolları taşlarının tedavisi taşın büyüklüğü, yeri, cinsi ve tıkanma yapıp yapmadığına bağlı olarak değişir.

6 mm çapından küçük taşlar genellikle kendiliğinden düşerler. Bu nedenle herhangi bir girişim gerektirmezler. Ancak belli bir süre düşmezlerse veya tıkanma yaparlarsa girişim gerekir.

Daha büyük taşlara ise yerine ve büyüklüğüne göre tedavi açık veya kapalı cerrahi, taş kırma veya ilaç tedavisi olabilir.

Yandaki animasyonda taşın böbrekte oluşması ve düşmesi görülmekte. Taş düşerken idrar yollarının bazı dar olan yerlerinde takılabilir.




Taşın Cerrahi Tedavisi


pelvis_tas__ve_hidronefroz.jpg

Başlıca açık cerrahi metodları;

** pyelolitotomi (böbrek taşlarının pelvis renalisten alınması),

** nefrolitotomi (böbrek taşlarının böbrek parankimi açılarak çıkartılması),

** üreterolitotomi (üreterden taş alınması),

** sistolitotomi (mesaneden taş çıkartılması)

** perkütan nefrolitotomi ( böğür bölgesinden yaklaşık 1 cm lik bir kesi ile girilen bir alet ile böbrek taşı çıkarılır)

** üreterorenoskopik litotripsi ( idrar yolundan sokulan endoskopik cihaz ile taş kırılır veya basket ile alınır)

** Laparoskopik taş cerrahisi

Yandaki resim: Böbrek çıkımını tıkamış bir taşın yol açtığı hidronefroz (Ameliyatla böbrek çıkarılmıştır)




Pyelolitotomi (böbrek taşlarının pelvis renalisten alınması)

pyelolito.gif

Böbrek havuzcuğunda bulunan taşların çıkarılması için yapılan en klasik ameliyat şeklidir. Taşın bulunduğu taraf üste gelecek şekilde hasta yan yatırılarak ameliyata başlanır. Böğür bölgesine yaklaşık 7-8 cm lik bir kesi yapılır ( Bu kesi hastanın taşına, böbreğine ve vucut yapısına göre bazen daha büyük yapılabilir. ) Cilt, ciltaltı dokular, kas ve zar tabakaları kesilerek böbrek havuzuna ulaşılır ve havuz açılarak taş çıkarılır. Böbrek havuzundaki açıklık dikilir. Bir dren konulur ve kesilen kas ve zar tabakaları ile cilt dikilerek ameliyat sonlanır. Hasta birkaç gün içinde taburcu edilir.

Başarı oranı çok yüksek bir ameliyattır. Günümüzde ESWL tedavileri ile kapalı ameliyatlar nedeniyle yapılma oranları giderek azalmaktadır. Yandaki şekilde böbrek havuzundan taşın çıkarılması görülmekte.

Nefrolitotomi (böbrek taşlarının böbrekten çıkartılması)

Böbrek kaliks yapısı içinde bulunan taşların çıkarılması için yapılan ameliyat şeklidir. Pyelolitomiden farkı böbreğin havuz kısmı değil, parankim denilen etli kısmı kesilerek taş çıkarılır. Çünkü taş havuzda değil böbreğin içindedir. Taşın bulunduğu taraf üste gelecek şekilde hasta yan yatırılarak ameliyata başlanır. Böğür bölgesine yaklaşık 7-8 cm lik bir kesi yapılır ( Bu kesi hastanın taşına, böbreğine ve vucut yapısına göre bazen daha büyük yapılabilir. ) Cilt, ciltaltı dokular, kas ve zar tabakaları kesilerek böbreğe ulaşılır ve böbrekte taşın bulunduğu kaliks açılarak taş çıkarılır. Böbrek parankimindeki açıklık dikilir. Bir dren konulur ve kesilen kas ve zar tabakaları ile cilt dikilerek ameliyat sonlanır. Hasta birkaç gün içinde taburcu edilir.

Başarı oranı çok yüksek bir ameliyattır. Pyeloplasti ameliyatları gibi ESWL tedavileri ile kapalı ameliyatlar nedeniyle yapılma oranları giderek azalmaktadır.

Üreterolitotomi ve Endoskopik Üreterotripsi (üreterden taş alınması)

_reterlit.gif

Böbrek kanalında ( üreter )bulunan taşların çıkarılması için yapılan ameliyat şeklidir.Açık veya kapalı olmak üzere iki şekilde yapılabilir. Açık ameliyatta taşın bulunduğu taraf üste gelecek şekilde hasta tam yan veya hafif yan yatırılarak ameliyata başlanır. Taş seviyesinde yaklaşık 6-7 cm lik bir kesi yapılır ( Bu kesi hastanın taşına, seviyesine ve vucut yapısına göre bazen daha büyük yapılabilir. ) Cilt, ciltaltı dokular, kas ve zar tabakaları kesilerek böbrek kanalına ( üreter )ulaşılır ve kanal açılarak taş çıkarılır. Böbrek kanalındaki açıklık dikilir. Bir dren konulur ve kesilen kas ve zar tabakaları ile cilt dikilerek ameliyat sonlanır. Hasta birkaç gün içinde taburcu edilir.

Başarı oranı çok yüksek bir ameliyattır. Günümüzde ESWL tedavileri ile kapalı ameliyatlar nedeniyle yapılma oranları giderek azalmaktadır. Kapalı üreter taşı ameliyatında hasta jinekolojik pozisyonda yatırılır ve idrar kanalından sokulan ince bir optik cihazla mesaneye oradanda taşın bulunduğu üretere girilir. Taş görülür ve kırılır. Parçalanan taşlar dışarı alınır.


Sistolitotomi ve Endoskopik Sistolitotripsi(mesaneden taş çıkartılması)

Mesanede bulunan taşların çıkarılması için yapılan ameliyat şeklidir. Açık veya kapalı olmak üzere iki şekilde yapılabilir. Açık ameliyatta hasta sırtüstü yatırılarak ameliyata başlanır. Kasık bölgesine yaklaşık 7-8 cm lik bir kesi yapılır ( Bu kesi hastanın taşına, böbreğine ve vucut yapısına göre bazen daha büyük yapılabilir. ) Cilt, ciltaltı dokular, kas ve zar tabakaları kesilerek mesaneye ulaşılır ve mesane açılarak taş çıkarılır. Mesanedeki açıklık dikilir. Bir dren konulur ve kesilen kas ve zar tabakaları ile cilt dikilerek ameliyat sonlanır. Hasta birkaç gün içinde taburcu edilir. Başarı oranı çok yüksek bir ameliyattır. Kapalı mesane taşı ameliyatında hasta jinekolojik pozisyonda yatırılır ve idrar kanalından sokulan ince bir optik cihazla mesaneye girilir. Taş görülür ve kırılır. Parçalanan taşlar dışarı alınır.

Perkütan Nefrolitotomi

perk.jpg

Perkütan Nefrolitortipsi böbrekte bulunan taşların cerrahi olarak vücut dışına çıkarılması metodlarından biridir.

Açık ameliyattan tek farkı büyük bir kesi ile değil 1,5 cm. lik bir kesi ile bir optik cihazın böbreğe sokulması ile taş ameliyatının yapılmasıdır.

Yandaki resimde pekütan nefrolitotomi şematize edilmiştir.

Perkütan Nefrolitortipside taşın büyüklüğüne göre değişmekle birlikte başarı oranı da %75 ler civarındadır.

Üreterorenoskopik Litotripsi

_reterorenosk.gif

Ureteroronoskopi (URS) üreterdeki problemlerin tanı ve tedavisinde kullanılan optik bir cihazdır.

Cihaz idrar kanalından mesaneye , oradanda işlemin uygulanacağı üretere sokulur. Monitörden gözlem altına üreter gözlenir. İçinden kateter veya taş kırıcı prob geçirilerek işlem yapılır. ( Resimde üreterorenoskopun üretere sokulmuş, içinden basket kateter geçirilmiş ve taş yakalanmış şeilde görülmekte)

Pnomotik taş kırıcı hava yardımı ile taşları yüksek başarı oranları ile kırmaktadır. Kırılan parçalar taş toplama pensleri ile çekilerek çıkarılır.

Üreteroskopi en fazla üreterin alt bölümdeki taşlarda etkili olmaktadır. Kliniğimizde alt üreter taşlarına rijit üreteroskopla girişim yapılmaktadır. Gerek basket kateter kullanılarak taş dışarı alınmakta, gerekse pnomotik kırıcı ile taşlar kırılmaktadır.

TAŞ KIRMA ( ESWL )

eswl_b_brek.gif

Şok dalgaları; su ve yumuşak doku içinden minimal enerji kaybıyla ve çok az hasar yaparak geçerler, hedeflenen materyal üstünde mekanik etki yaparlar. Taşın önce genleşip sonra küçük parçalara ayrılmasına yol açar.

Yandaki resimde böbrek taşının ESWL ile kırılma işlemi şematik olarak görülmekte.

ESWL pek çok hasta tarafından iyi tolere edilmesine karşın bazı yan etkilere yol açabilir. Bunlar arasında böbrekte kanama ve pıhtı oluşumu, pankreas enfeksiyonu, hipertansiyonun şiddetlenmesi, kalpte ritm bozuklukları, bilirübinde artma vs. görülebilir. Özellikle çocuklarda akciğer kanamalarına yol açabilir, mide ve duodenum ve kolon yaralanmasına neden olabilir.

eswl_altuc.gif

2 cm. çap büyüklüğüne kadar olan taşlar ESWL ile tedavi edilir . ESWL ile taşkırma uygulaması ortalama 30-45 dakika sürüp genellikle 1000-2000 şok uygulanır. Taş büyüdükçe tatbik edilen şok dalgası sayısı da artar. Taş boyutu arttıkca ESWL nin başarısı düşer. Taşlar tam kırılamaz veya taş caddesi denilen ( kırılan parçalar üst üste dizilirler) tıkanmaya yol açan bir durum görülür.

Yanda kasık bölgesindeki bir taşa ESWL uygulanması görülmekte.





Laparoskopik Taş Cerrahisi

Son yıllarda üroloji pratiğine laparoskopik ameliyatlar girmiş ve giderek daha sık yapılmaktadır. Günümüzde bir çok ürolojik ameliyat laparoskopik yöntemle yapılabilmektedir. Laparoskopik taş cerrahisinde taşın yapısı, büyüklüğü ve yeri önemlidir. Uygun vakalarda birkaç küçük kesi ile laparoskopik aletler içeri sokulmakta ve taş bulunduğu yerden alınabilmektedir.


İLAÇ TEDAVİSİ

Hastada mevcut bozukluğa göre bir kısım taş hastalıklarında uygulanabilir medikal tedaviler vardır.

Hiperürikozüri olan hastalarda allopürinol 300-600 mg/gün kullanılabilir. Sistin taşlarında idrar pH sını 7.8 in üstünde tutmaya gayret edilmelidir. 12 gr/gün sodyumbikarbonat idrar alkalinizasyonu için yeterlidir, ayrıca günde 3-4 lt. sıvı almaları önerilir. İnfeksiyon taşlarında, uygun antibiyotik tedavi yapılır. Hiperparatiroidizm sözkonusu ise paratiroidlerin cerrahi eksplorasyonu gibi nedene yönelik tedavi uygulanabilir. Kalsiyum taşlarının medikal tedavisinde; düşük kalsiyum, düşük oksalat içeren diyet, bol sıvı alınması yanında tiazid grubu diüretikler önerilir. İdrarda sitrat eksikliği sözkonusu ise sitrat oral yolla yerine konulabilir.


Yorum (yok) Yorum yaz!

BÖBREK ENFEKSİYONU (PYELONEFRİT)


b_b.jpg

AKUT PYELONEFRİT

_riner_sistem.jpg

Böbrek pelvisini ve parankimini tutan enfeksiyöz ve enflamatuar bir hastalıktır. En sık etkenler E. coli, proteus ve klebsiella türleridir. En sık asandan, nadiren hematojen yolla böbreğe ulaşırlar. Lenfojen ve direkt yayılımlar çok enderdir. Böbrek büyük, ödemlidir. Subkapsüler ve kortikal minik abse odakları vardır. Toplayıcı sistem mukozası eksüda ile kaplanmıştır.

Akut pyelonefrit, kadınlarda daha sık görülür. Predispozan faktörler arasında üriner sistem anomalileri, obstrüksiyonlar, üriner sistem taşları, diabet ve hiperürisemi gibi metabolik bozukluklar, gebelik, ağrı kesici ilaç alışkanlığı ve üriner sistemdeki yabancı cisimler (kateter, stent gibi) sayılabilir.

Klinik belirti ve bulgular:
Akut pyelonefrit, alevli seyreden bir hastalıktır. Halsizlikle birlikte akut hastalık tablosu vardır. Genel durum bozukluğu görülebilir. Ateş, titreme ile 38 derecenin üzerine çıkar. Kostovertebral bölgede künt özellikte sürekli ağrı vardır ve muayenede bu bölgede duyarlılık saptanır. Bu tabloya bulantı ve kusma eşlik eder. Hatta abdominal distansiyon, rebound hassasiyet, barsak seslerinde azalma ve subileus belirtileri görülebilir. Hastalarda aynı zamanda idrarla ilgili yakınmalar ve pyuri vardır.

Laboratuar:
Hemogramda lökositoz ve sedimantasyon artışı saptanır. Hastadan tedavi öncesi kan kültürü ve idrar kültürü gönderilmelidir. Nonkomplike vakalarda total böbrek fonksiyonları bozulmamıştır ve kan üre azotu (BUN), kreatinin değerleri normal bulunur. Tam idrar tahlilinde pyüri, lökosit silindirleri, bakteriüri, değişik derecelerde hematüri ve hafif proteinüri saptanır. Ayrıca, sitoplazması granüllü büyük polimorf nüveli lökositler (Glitter cell) görülür. İdrar kültüründe sıklıkla enfeksiyon etkeni üretilebilir.

Radyolojik incelemeler özellikle ayırıcı tanı ve komplike edici faktörlerin saptanması açısından önemlidir. Direkt üriner sistem grafisinde böbrek sınırlarının normalden geniş olduğu görülür. Obstrüksiyona neden olan taşlar varsa, bunlar saptanabilir. İntravenöz pyelografi erken dönemde ve komplike olmamış vakalarda fazla bulgu vermez, takipte önemlidir. İVP de böbrek sınırları geniş bulunur. Ciddi vakalarda nefrogram zayıf, kaliksler dolmamış olabilir. Obstrüksiyon varsa hidronefroz görülür. Ultrasonografi de böbrekteki ödemi, varsa taş ve dilatasyonu gösterebilir. Komplike olduğu düşünülen vakalarda ek patolojileri araştırmak için voiding sistoüretrografi, retrograd pyelografi, sistoskopi yapılabilir.

Ayrıcı tanı:
Renal abse ve perinefrik abseden mutlaka ayrılmalıdır. Bu ayrımda ultrasonografi oldukça yardımcıdır. Bunlar dışında pankreatit, bazal pnömoni, intraabdominal hastalıklar, akut PID, akut prostatit, akut epididimoorşit, kolesistit, apandisit, glomerülonefrit ve over hastalıkları ile karışabilir.

Komplikasyonlar:
Erken tanı ve tedavi ile komplikasyonları nadirdir. En ciddi komplikasyonu septisemi ve şoktur. Diabetik veya immünitesi bozuk hastalarda kötü seyirli amfizematöz pyelonefrite dönüşebilir. Pyonefroz ve böbrekte taş oluşumu da komplikasyonlar arasındadır. Akut pyelonefrit, özellikle infant ve çocuklarda yetersiz tedavi edilirse kronikleşip kalıcı renal hasar (skar) oluşturarak kronik böbrek yetmezliği nedeni olabilir.

Tedavi:
Spesifik tedavi: Hastalık tablosu genellikle ciddidir, hospitalizasyon ve yatak istirahati gerekir. Hastadan hemen kan ve idrar örnekleri alınır. Zaman gecirmeden parenteral sıvı ve ampirik antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Verilecek antibiyotikler sık rastlanan patojenlere etkili kombinasyonlar oluşturmalıdır. Klasik olarak kullanılan, penisilinlerle veya birinci ya da ikinci kuşak sefalosporinlerle aminoglikozid grubunun kombinasyonudur (örneğin ampisilin + gentamisin, cefazolin + amikasin). İki-üç gün sonra tedaviye alınan yanıt değerlendirilir. Bu arada kültür sonuçları da alınmıştır. Eğer tedaviye yanıt var (klinik tabloda düzelme, ateş düşmesi) ve kültürde üreyen mikroorganizma kullanılan antibiyotiklere duyarlı ise, başlanan tedaviye en az 1 hafta ya da ateş düştükten 3 gün sonrasına kadar parenteral olarak devam edilir. Ardından 2 hafta daha oral antibiyotik tedavisi verilmelidir. Bu sırada komplike edici faktörlerden şüpheleniliyorsa, bunlar araştırılıp tedavi edilmelidir.

Genel önlemler: Genel önlemler arasında semptomlar azalana dek yatak istirahati, sıvı alımının artırılması (oral veya parenteral), hastanın ağrısı için analjezikler, bulantısı için antiemetikler ve ateşi için gerekirse antipiretikler kullanılması sayılabilir.
Tedaviye cevapsızlık: 48-72 saat içinde tedaviye yanıt yoksa, hasta yeniden değerlendirilip komplike edici faktörlerin (obstrüksiyon gibi) araştırılması gerekir.
İzleme: Klinik düzelme, enfeksiyonun kürünü göstermez. Akut pyelonefrit geçiren hastaların 1/3 ünde, bakteriyel persistansa rağmen semptomlarda düzelme olmaktadır. Bu nedenle, tedavi sırasında, tedavinin bitiminde ve sonraki 6 aylık dönemde belirli aralıklarla idrar kültürü yapılması gerekir.

KRONİK PYELONEFRİT

Kronik pyelonefrit, genellikle çocuklukta edinilip erişkinliğe taşınan bir hastalıktır. İmmatür, gelişmekte olan böbrekler etkilenir ve özellikle polar bölgelerde skar oluşur. Parankimdeki skar kaliksi de çekerek yapısını bozar ve dilate eder. Böbrek kapsülü soluk, parankim yer yer çöküntülü, böbrek değişen derecelerde atrofiktir. Pelvik mukoza soluk ve fibrotik görünür.

Çocuklukta en sık neden reflüdür, ancak reflü varlığında 4 yaşından sonra sağlam kalmış böbrekte skar gelişmez. Ancak önceden skarlı böbreklerde reflü tahribata devam eder. Kronik pyelonefrit gelişimi için risk faktörleri arasında metabolik hastalıklar, analjezik alışkanlığı, gebelik, üriner sistemin anomali, taş ve obstrüksiyonları, vezikoüreteral reflü, üriner sistemdeki yabancı cisimler, ürointestinal fistüller ve üriner diversiyonlar sayılabilir.

Klinik belirti ve bulgular:
Akut enfeksiyon epizodlarıyla seyredebilir. Akut fazda ateş ve akut pyelonefrite benzer tablo görülür. Akut enfeksiyon yoksa genellikle az semptomludur. Genel hastalık hissi, yorgunluk, bel ve yan ağrıları, kilo kaybı, poliüri veya oligüri, tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonları ve ateş görülebilir. İleri ve bilateral durumlarda hipertansiyon (renal parankimal), anemi, azotemi olur.

Laboratuar:
Akut faz dışında hemogram normaldir. İleri durumlarda lökositoz, sedimantasyon, CRP, kan üre azotu (BUN) ve kreatinin artışı görülebilir. İdrar tahlilinde pyüri ve bakteriüri olabilirse de her zaman rastlanmaz. Belirgin proteinüri olması, ileri hastalık ve glomerul tutulumu lehinedir.

Direkt üriner sistem grafisinde, hasta böbrek veya böbrekler normalden küçük boyutlarda ve sınırları irregüler (parankimal nedbe ve cekilmelere bağlı) görülür. Kronik enfeksiyon taşları, tübüler kalsifikasyonlar saptanabilir. İVP de dilate kaliksler hizasındaki parankimde skar, atrofi ve parankimal düzensizlik, böbrekte zayıf konsantrasyon ve olay tek taraflıysa karşı böbrekte kompansatris hipertrofi görülür. Altta yatan neden vezikoüreteral reflü ise, İVP de üreteral dilatasyon görülebilir. Voiding sistoüretrografi ile VUR kesin olarak gösterilir. Sistoskopi ile sistit varlığını ya da reflüye neden olan anormal orifisi belirlemek mümkün olur.

atrofik_b_brek.jpg

Ayırıcı tanı:
Akut ve kronik interstisyel nefrit, paranefrit, paranefritik abse, böbrek karbünkülü ve renal tüberküloz ile karışabilir. Resimde normal ve atrofik böbrek görülmekte

Komplikasyonlar:
- - Bakteriyemi,
- - Akut pyelonefrit,
- - Perinefritik abse ve pyonefroz,
- - Hipertansiyon,
- - Böbrek taşı (enfeksiyon taşı),
- - KBY (yetersiz tedavi, böbreğin büyümemesi, ilerleyici, immünolojik renal hasar, hipertansiyona bağlı hasar, reflüye bağlı hasar, enfekte taş gelişimi gibi nedenlerle).

Tedavi:

Spesifik tedavi:
1. Medikal: Üriner sistem enfeksiyonlarının eradikasyonu ve önlenmesi, gerekirse uzun süreli baskılayıcı antibiyotik tedavisi medikal tedavinin ana hatlarını oluşturur.
2. Cerrahi: Anatomik bozukluklar, obstrüksiyonlar, taşlar, yüksek grade'li reflü veya medikal tedaviye cevapsız reflü, hipertansiyon (ilaçlara dirençli, tek taraflı atrofik pyelonefritli) gibi nedenler cerrahi tedavi gerektirir. Cerrahi tedavide, öncelikle patolojiyi ortadan kaldırmaya yönelik girişimler seçilir. Bu olanaksızsa nefrektomi düşünülebilir.
Genel önlemler: Hastanın yakın takibi, üriner enfeksiyonların kontrolü, komplikasyonların erken tanı ve tedavisi önemlidir. Hasta, yeterli sıvı almalıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!